Burak, üç gün önce evlenmişti. Omuzlarına iğnelenen yüzlerce banknot, eşi Elif’in kollarına takılan bilezikler ve anonsla sahneye çağrılan akrabaların taktığı cumhuriyet altınları…

Bu sadece bir düğün değil, bir gövde gösterisi, bir sevgi seli, bir dayanışma manifestosuydu. Düğünden sonraki gün, tüm aile salondaki masanın etrafına toplanmış, lastik bantlarla ayrılmış para destelerini ve kadife kutulardaki altınları sayarken Burak kendini gerçekten tahtında oturuyor gibi hissetmişti. Sonuç muazzamdı: Tam tamına 2 milyon Türk Lirası’na yakın nakit ve bir o kadar da altın.

“Allah bereket versin oğlum,” demişti babası gururla. “Evi de aldın mı, bu parayla arabanı da yenilersin, borcunu da kapatırsın. Sırtın yere gelmez artık.”

Bu paranın her bir kuruşu “helal”di. Amcasının, dayısının, mahalledeki esnafın, babasının asker arkadaşının alın teriydi. Bu para, Burak’ın yeni hayatının temeliydi, sigortasıydı.

Düğünün yorgunluğu ve mutluluğuyla geçen birkaç günün ardından, Burak o büyük adımı atmaya karar verdi. Evde bu kadar nakit tutulmazdı. Omzunda spor çantası, içinde özenle yerleştirdiği para desteleriyle bankanın yolunu tuttu. Kendinden emin adımlarla içeri girdi, sıra numarasını aldı ve gişeye geçti.

Genç gişe görevlisi, “Hoş geldiniz Burak Bey, nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordu gülümseyerek.

Burak, kral edasıyla çantayı tezgâhın üzerine koydu ve fermuarını açtı. “Bu parayı hesabıma yatırmak istiyorum.”

Görevlinin gülümsemesi, çantanın içindeki para kulelerini gördüğünde dondu. Gözleri büyüdü, bir an duraksadı ve profesyonel tavrını korumaya çalışarak, “Elbette, bir saniye lütfen,” dedi ve hemen yanındaki butona basarak müdür yardımcısını çağırdı.

İşte Burak’ın krallığının sallanmaya başladığı an buydu.

Birkaç dakika sonra, odasına davet edildiği Aslı Hanım, nazik ama mesafeli bir tavırla onu karşıladı. Aslı Hanım, MASAK’ın 30 numaralı tebliğini ezbere bilen, işini ciddiye alan bir profesyoneldi.

“Burak Bey, yatırmak istediğiniz tutar, bildirim sınırlarımız içerisinde. Bu nedenle sizden bazı bilgiler almamız ve bir form doldurmanızı rica etmemiz gerekiyor.”

Burak’ın keyfi kaçmıştı. “Ne formu? Kendi paramı yatırıyorum.”

Aslı Hanım, masanın üzerindeki “Nakit İşlem Beyan Formu”nu Burak’a doğru uzattı. “Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun tebliği gereği, belirli bir tutarın üzerindeki nakit işlemlerde paranın kaynağını beyan etmeniz zorunlu. Bu, hem sizin hem de bankamızın güvenliği için.”

Burak, forma göz gezdirdi. “Yatırılan Paranın Mahiyeti” bölümündeki seçenekler kanını dondurmuştu: Ticari Faaliyet Kazancı, Gayrimenkul Satış Geliri, Miras/Bağış/Hediye, Diğer…

“Bunlar ne?” diye sordu şaşkınlıkla. “Bu para düğün takısı. Hangisini işaretleyeceğim?”

Aslı Hanım, anlayışla başını salladı. “Sizin durumunuz için en uygunu ‘Miras/Bağış/Hediye’ seçeneği olabilir Burak Bey.”

Burak’ın yüzü ekşidi. “Hediye mi? Aslı Hanım, bu bizim geleneğimiz. Ailemiz, dostlarımız yeni bir hayat kurabilelim diye destek oldu. Buna ‘hediye’ demek, sanki bir çekilişten çıkmış gibi… Bu paranın arkasında yılların birikimi, komşuluk, akrabalık var. Bu formda ‘Düğün Takısı’ diye bir seçenek yok mu?”

Aslı Hanım mahcup bir şekilde, “Maalesef yok,” dedi. “Açıklama kısmına yazabilirsiniz. Ayrıca, bu formda işlemin mahiyetine dair ‘dayanak’ eklenmesi de istenebilir. Yani, bu paranın kaynağına dair bir belge…”

İşte o an Burak için bardağı taşıran son damla oldu. Krallık tahtından inmiş, kendini sanık sandalyesinde bulmuştu.

“Belge mi? Ne belgesi getireyim Aslı Hanım? Düğün videosunu mu? Davetiyeyi mi? Yoksa takı merasiminde anons yapan sunucuyu şahit olarak mı çağırayım? Amcamın taktığı 10.000 lirayı neyle ispat edeceğim?”

Sesi yükselmişti. Bankadaki diğer müşteriler ve çalışanlar ona doğru bakıyordu. Birkaç gün önce omuzları alkışlarla ve paralarla ağırlaşan adam, şimdi bir suçlu gibi sorgulanıyordu. Aslı Hanım, durumu yatıştırmaya çalıştı.

“Burak Bey, sizi anlıyorum. Bu durumun ne kadar kişisel ve geleneksel olduğunu biliyorum. Ama kanunlar, uluslararası standartlar… Kara para aklamayı önlemek için bu kurallar hepimiz için geçerli. Lütfen yanlış anlamayın, kimse sizi suçlamıyor. Bu sadece bir prosedür.”

Burak, derin bir nefes aldı. Krallık bitmişti. O artık sadece küresel finans sisteminin çarklarından birine takılmış, Türkiye’de yaşayan sıradan bir vatandaştı. Formu eline aldı, “Miras/Bağış/Hediye” kutucuğunu gönülsüzce işaretledi. Açıklama kısmına ise titreyen bir el ve kırık bir gururla sadece şunu yazdı: “Düğün takısı.”

İşlem yaklaşık yarım saat sonra tamamlandı. Parası artık hesabındaydı, güvendeydi. Ama Burak bankadan çıkarken omuzlarındaki o tatlı ağırlığı değil, ruhundaki anlamsız bir yükü hissediyordu. Düğün sandığındaki o bereketli, sıcak para, banka gişesinde soğuk, sorgulanan bir rakama dönüşmüştü.

Kral, tahtının aslında o kadar da sağlam olmadığını anlamıştı.

Samet Hacısalihoğlu

Yeminli Mali Müşavir I Vergi Müfettişi (E)