
Yüksek enflasyonist ekonomik ortam, alacaklı ve borçlu arasındaki menfaat dengesini bozarak, borcun geç ödenmesi durumunda alacaklının anayasal mülkiyet hakkının ihlaline yol açabilmektedir. Türk hukukunda bu dengesizliği gidermesi beklenen temerrüt faizi ve munzam zarar (aşkın zarar) mekanizmaları, özellikle son yıllarda yargı içtihatları ve yasal faiz oranlarının piyasa gerçeklerinden kopukluğu nedeniyle yetersiz kalmıştır.
Anayasa Mahkemesi (AYM), 2025 yılının ikinci yarısında verdiği ve Resmî Gazete’de yayımlanan iki kritik karar ile bu soruna yapısal bir müdahalede bulunmuştur. Bu çalışma, AYM’nin 22.07.2025 tarihli (3095 s.K. m.1 İptali) ve 08.07.2025 tarihli (Munzam Zarar Pilot Kararı) kararlarını; ortak hukuki zeminleri, iptal gerekçeleri ve yasama organına verdikleri mesajlar çerçevesinde analiz etmektedir.
A. Birinci Karar: Munzam Zarar Konulu Pilot Karar – AYM, 08.07.2025 Tarihli, Başvuru No: 2024/41763 (Caner Şafak Başvurusu) – Resmi Gazete: 29.09.2025
Konu: Temerrüt faizini aşan zararın (munzam zarar) tazmininde, Yargıtay’ın aradığı “somut ispat” şartının yarattığı hak ihlalidir.
Anayasa Mahkemesi, 8 Temmuz 2025 tarihli Caner Şafak kararında, geç ödenen alacaklara uygulanan yasal faiz oranlarının enflasyon karşısında yetersiz kalmasının mülkiyet ve etkili başvuru hakkı ihlali oluşturduğuna hükmetmiştir . Yüksek Mahkeme, yaklaşık on yıl süren bir dava sonucunda alacağını tahsil eden vatandaşın enflasyon kaynaklı zararını gidermek için açtığı “munzam zarar” davasının katı ispat şartlarıyla reddedilmesini eleştirmiş ve mevcut hukuk sisteminde bu zararı karşılayacak etkili bir yol bulunmadığını tespit etmiştir. Yasal faiz oranlarının enflasyonun çok altında kalarak borçluyu ödüllendirdiğini ve sorunun yapısal olduğunu belirten Mahkeme, pilot karar usulünü uygulayarak yasal düzenleme yapılması için durumu Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmiş ve benzer başvuruların incelenmesini altı ay süreyle ertelemiştir.
Yargıtay’ın yerleşik içtihadı, alacaklının enflasyon farkını talep edebilmesi için “ben bu parayla yatırım yapacaktım, yapamadım” gibi somut ve özel ispatlar getirmesini şart koşmaktaydı. AYM ise enflasyonist ortamda paranın değer kaybının herkesçe bilinen bir gerçek (“maruf ve meşhur” vakıa) olduğunu, alacaklıya ayrıca ağır bir ispat yükü yüklemenin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir. Mahkeme, sorunun yargı içtihatlarından kaynaklanan “yapısal bir sorun” olduğunu belirterek “Pilot Karar Usulü” uygulamıştır. Sorunun çözümü için yasama organına (TBMM) bildirimde bulunmuş ve benzer davaların görüşülmesini 6 ay süreyle ertelemiştir.
B. İkinci Karar: Yasal Faiz Düzenlemesinin İptali – AYM, 22.07.2025 Tarihli, E. 2024/24, K. 2025/164 Sayılı Karar – Resmi Gazete: 01.12.2025
Konu: Davalarda ve icra takiplerinde standart olarak talep edilen “yasal faiz”in dayanağı olan 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinin iptalidir.
Anayasa Mahkemesi, 22 Temmuz 2025 tarihli kararıyla, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesini “sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Kahramanmaraş 3. İdare Mahkemesi’nin başvurusu üzerine alınan kararda; deprem tazminatı gibi sözleşme dışı alacaklarda uygulanan ve Cumhurbaşkanı kararıyla en fazla yüzde 24’e çıkarılabilen yasal faiz oranının, yüksek enflasyon karşısında yetersiz kaldığı ve alacağın reel değerini koruyamadığı vurgulanmıştır. Yüksek Mahkeme, borcun geç ödenmesi durumunda enflasyon kaynaklı değer kaybını telafi edecek etkili bir yasal mekanizmanın bulunmamasının mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkını ihlal ettiğine hükmetmiş olup, yeni bir düzenleme yapılabilmesi için iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Mahkeme, kanunda öngörülen %9 ve %24 gibi faiz oranlarının (Cumhurbaşkanı artırma yetkisini kullansa dahi), ülkedeki mevcut enflasyon oranlarının çok altında kaldığına işaret etmektedir. Faiz oranının enflasyonun altında kalması, alacaklının mülkiyet hakkını zedelerken, borçluyu borcunu ödememeye teşvik etmektedir. AYM, bu maddenin Anayasa’nın mülkiyet hakkı (md. 35) ve etkili başvuru hakkına (md. 40) aykırı olduğuna hükmederek iptal etmiştir. Hukuki boşluk doğmaması için iptal hükmü 9 ay sonra yürürlüğe girecektir. Teknik olarak iptal “sözleşme dışı” alacaklarla ilgili olsa da gerekçe tüm borç ilişkilerini etkileyecek niteliktedir.
2. İki Kararın Ortak Noktaları:
Her iki karar farklı kanun maddelerini ve uygulamaları konu alsa da hukuki gerekçeleri ve işaret ettikleri sorunlar ortaktır:
- Temel Hak İhlali (Mülkiyet ve Etkili Başvuru): Her iki kararda da AYM, mevcut faiz sisteminin alacaklının alacağını reel değeriyle tahsil etmesine imkan tanımadığını, bunun da Anayasa’nın 35. maddesindeki “Mülkiyet Hakkı”nı ve 40. maddesindeki “Etkili Başvuru Hakkı”nı ihlal ettiğini vurgulamıştır.
- Enflasyon Gerçeği: İki karar da faiz oranları ile enflasyon arasındaki uçuruma dikkat çekmektedir. Devletin görevi, alacağın enflasyon karşısında erimesini önleyecek mekanizmaları kurmaktır. Mevcut sistemde borçlu, borcunu geç ödeyerek (düşük faiz nedeniyle) kazançlı çıkmakta, adil denge bozulmaktadır.
- Yasama Organına (TBMM) Çağrı: AYM, her iki kararda da sorunun sadece mahkeme kararlarıyla çözülemeyecek kadar “yapısal” olduğunu belirtmiştir. Hem faiz kanununun iptali hem de munzam zarardaki pilot karar, TBMM’yi yeni ve adil bir yasal düzenleme yapmaya zorlamaktadır.
AYM, alacaklıların enflasyon karşısında ezilmesini önleyecek, otomatik işleyen veya ispat kolaylığı sağlayan yeni bir yasal mekanizmanın (örneğin TEFE/TÜFE endeksli bir faiz sistemi veya munzam zararda karine kabulü gibi) ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini ihtar etmektedir.
Sonuç olarak; Anayasa Mahkemesi’nin 2025 yılında verdiği bu iki karar, borçlar hukuku pratiğinde “yasal faiziyle tahsiline” döneminin kapandığını göstermektedir. Mahkeme enflasyonla eriyen alacak hakkına ilişkin olarak devleti önlem almaya çağırmaktadır. Bu gelişmeler sonucunda yasama organının yeni ve adil bir faiz/tazminat rejimi oluşturması beklenmektedir.
UÇAR Law | Consulting





