
Mesleğimiz sürprizlere çok açık, gerçekten her an her şey olabiliyor. Meclisimiz kapalı, yeni yasal düzenleme yok, ölü dönemi sessiz sakin geçirirken, Anadolu Ajansına düşen aşağıdaki haber ortalığı bir anda alevlendirdi.
“Vergi Denetim Kurulu (VDK) Başkanlığı, mali belgelerde sahtecilik fiillerine yönelik yeni bir çalışma başlattı. Başkanlık, sahtecilik fiillerine ilişkin 1 Ekim itibarıyla daha sert tedbir ve politikaları uygulamaya alacak. Bu kapsamda, mükelleflerin, “sahte belgeyi bilmeden kullandığına” yönelik vergisel değerlendirmelere son verilerek, belgenin “bilerek” kullanıldığını esas alan bir yaklaşıma geçilecek. Böylece, sahte belge kullanan mükelleflerin önemli bölümü hakkında artık “vergi kaçakçılığı” kapsamında işlem tesis edilecek ve üç kat vergi ziyaı cezası uygulanacak.”
YASAL DÜZENLEMELERDE BİR DEĞİŞİKLİK OLMADI
Konuya ilişkin yasal düzenlemelerde bir değişiklik yapılmış değil. Yasalarda değişiklik olmadan uygulamayı değiştirmek ve sertleştirmek bazı sıkıntılar yaratabilir. Mükellefler açısından konuyu ele alacak olursak, 30 Eylüle kadar sahte belgede bilmeden kullanma sayılan eylemlerin, 1 Ekimde bilerek kullanma sayılmaya başlanması, ister istemez uygulama değişikliğinin hukuka uygunluğu konusunda soru işaretlerinin doğmasına yol açabilir. Ayrıca sahte belge kullanımında kasıt unsuruna bakmayı bırakırsak, vergi kaçakçılığı yapanların sayısında bir patlama ve ceza mahkemelerinde yığılmalar yaşanabilir.
SAHTE FATURADA BİLEREK KULLANMANIN KRİTERLERİ SAPTANMALIDIR
Efendim şunu hemen söyleyelim. Hapis cezasını gerektirir suçlar ceza hukukunun kapsamı dahilinde, bakanlık genelge veya tebliğde değişiklik yaparak, ceza hukukunun genel prensiplerini değiştiremez. VUK 359’a göre vergi suçu raporu yazabilmek için, suçun maddi ve manevi unsurlarının birlikte oluşması gerekiyor, yani birisine sahte faturadan hapis cezası verebilmek için, sanığın suç işleme kastını açık ve net bir şekilde ortaya koymak gerekiyor.
Haberden anlaşıldığı kadarıyla, sahte belge kullananlara şimdiye kadar müsamahalı davranılmış. 1 Ekim’den itibaren uygulamanın sertleştirileceği anlaşılıyor. Bundan sonra sahte belge kullananlar mercek altına alınacak, bilerek sahte faturaları kullananların üzerine gidilmeye başlanacak ve hayatları zorlaştırılacak.
Yeni uygulamanın sorunsuz bir şekilde yürütülmesi ve müfettişler arasında uygulama birliğinin sağlanması için, sahte faturanın hangi durumlarda bilerek kullanılmış sayılacağına dair objektif verilerin ve kriterlerin vergi idaresi tarafından ortaya konulmasında fayda var.
Kullanılan sahte faturaların şirket cirosuna oranı, sahte fatura kullanım sıklığı ve yoğunluğuna ilişkin verilerin ayrıntılı olarak işlenerek, vergi suçu raporlarında “sahte faturaların bilerek kullanıldığının yani suç işleme kastının bulunduğunun” açık ve net bir şekilde ortaya konulması gereği bulunuyor. Aksi takdirde, mükellef ile vergi idaresini karşı karşıya getirecek sıkıntılar çıkabilir.
Ymm Bülent Ak
Prensip olarak suç işleyenin cezalandırılmasını, yapılan eylemin karşılıksız kalmamasını destekliyorum. Ancak madem yeni bir dönemin arifesindeyiz, Sayın İdare’nin de bu konu hakkındaki zihniyet ve tutumunu yenilemesi yerinde olacaktır. Sahte fatura kavramının tanımı ve kapsamı yeniden ortaya konmalıdır. Ör; mükellef A mükellef B den x malzemesi almış (gerçekten almış). Ama 3 sene sonra maliye diyor ki B’nin böyle bir alışı yok bu fatura sahte. A nereden bilsin B nin fatura ve kayıt düzenini? Şimdi bu durumda A’ya da 3 kat ceza ve ardından suç duyurusu gelecek. Dayanağımız ne? İdarenin bir iddiası veya varsayımı (onlar tespit diyor). Yargı denetimi de sağlıklı ve nitelikli işlemez ise; TTK da Basiretli tacir tanımına, “kesin olarak hapis cezası alacak kişi” tanımı eklenmeli bu durumda. Yada VUK 359 başına şöyle bir cümle eklenebilir; her mükellef veya sorumlu bu madde kapsamındaki cezaları mutlaka tadacaktır.
Av .Mali Müşavir Burak Özkösemen
Zaman zaman bu mecrada vergilendirme ile ilgili görüşlerimi ve önerilerimi dile getiriyorum. Bunu yapmamın temel sebebi, halihazırda aktif olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı çalışanı bir çok bağlantımın olmasıdır. Herkese tek tek ulaşma şansım ve vaktim yok, kapsamlı önerilerimi ise zaman zaman ilgililere yazılı olarak iletiyorum, dikkate alınıyor mu derseniz hiç bir fikrim yok, sadece sorumluluğumu yerine getiriyorum.
Vergicilik 35 yıl önce Maliye Okuluna girmemle başladı. O zamanki ismi ile Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nın zorunlu hizmete tabi yatılı kurum meslek lisesi statüsünde olması, erken yaşlarımızdan itibaren bakanlığın ve çalışanlarının nezdimizde özel bire yere koyuyor. Aktif olarak mali müşavirlik ve mali hukuk alanında avukatlık tecrübelerime karşın, akademik kimliğim nedeniyle kamuya yönelik paylaşımlarda bakış açımı makro seviyede kamu gelirlerinin artması, vatadandaşın adil vergilendirilmesi perspektifinin dışına çıkmamaya çalışıyorum. Zaman zaman, şahsen tanımayanların alan tecrübelerime ilişkin dokundurmalarını ise tebessümle karşılıyorum. Yetişme ve yetiştirilme tarzımız siyasi görüşlerden bağımsız olarak tarafımızı daima devletimizin ve milletimizin menfaatini önceliklemek, paylaşımlardaki sorumluluğumu da artırıyor.
Maliye idaresinin yönetimi hepimizin hayatını önemli ölçüde etkilemektedir. Sıkılaştırıcı tedbirleri destekler, ancak yanlış vergi uygulamalarının neden olduğu millet zararına karşı çıkarım. Kendi adıma devletim ve milletim için ideal ne ise onu savunurum. Ancak, aynı zamanda profesyonel hizmetlerimde müvekkillerimin menfaatlerini maksimize ederim. İkisinin perspektifi ve doğruları farklıdır.
Maliye yönetiminin vergilendirmede yanlış yaptığı çok konu var, Vergi Usul Kanununda genel hukuk sisteminden kopukluklar ve bağlantı eksiklikleri var, yakın zamana kadar özellikle kayıtdışı ekonominin ötesinde karapara aklama faaliyetlerinin ayağa kadar düştüğü bir dönemi kendi adıma görmedim. Ama iyi şeyler de var, Maliye yönetimininin para arzını da kontrol edecek şekilde yetki genişlemesi devrimsel bir yaklaşımdır, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminden sonra en iyi ne değişti sorulsa budur derim.
Son zamanlarda bu yetki genişlemesinin meyvelerinin geleceğini açıkça öngörebildiğimi söyleyebilirim. Kayıtdışı sorun ama kara para hepimiz için bir felakettir. Fiyatların fahiş artmasının arkasındaki en büyük sebep hızlı aklama olanağıdır. Konuya aşina olmayanların, kara para kaynaklı döviz girişi ile ekonomimizinin ayakta durduğuna ilişkin yaklaşımları ise konunun kahredici yönü.
Yiğidi öldüreceğiz ama hakkını da vereceğiz, bakanlık bürokrasisinin Sayın Bakanla birlikte ciddi bir ön hazırlık dönemini geçirmiş olduklarını MASAK tebliğ taslakları ile anlıyoruz. Vergi psikolojisi dahil bir çok yöntemin eş zamanlı ve planlı işlediğini gözlemlemekten de mutluluk ve umut doluyorum. Ekonomimizin 2026 ile bir arınma aşamasına gireceğini söyleyebilirim.
Emeği geçenleri tebrik ederim.
Prof Dr Memduh Aslan





