Ülkemizde gerçek kişiler tarafından elde edilen gelirler gelir vergisine tabi tutulurken kurumların kazançları ise kurumlar vergisine tabi tutulmaktadır. Vergilendirilmesi gereken kazanç ve iratlar Gelir Vergisi Kanunu’nda yedi bent halinde sayılmış olup bu yedi bent kapsamına girmeyen bir gelir ise vergilendirilmeyecektir. Gerek gelir vergisi gerekse de kurumlar vergisi kazanç ve iratların safi tutarları üzerinden hesaplanmaktadır. Vergi mükellefleri tarafından vergilendirilmesi gereken kazancın tespitinde hasılattan indirilebilecek harcamalara ve kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen harcamalara Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanun’unda yer verilmiştir. Hukuka aykırı bir eylem sonucunda meydana gelen maddi ya da manevi bir zarara karşılık olarak tahsil edilen veya ödenen bedellerin vergiye tabi olup olmaması veya kazancın tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır.

1.GİRİŞ

Ülkemizde vergilerin kaynağını gelir üzerinden alınan vergiler, harcamalar üzerinden alınan vergiler ve servetler üzerinden alınan vergiler şeklinde ayırıma tabi tutabiliriz. Anayasanın 73’üncü maddesi hükmü gereğince vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

Gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılan işlemlerin veya elde edilen gelirlerin vergilendirilebilmesi için söz konusu işlem veya gelirlerin Kanun yapıcı tarafından çıkarılan yasalarla vergilendirilmesi gerekmektedir.

Türk Vergi Sistemine göre gerçek kişiler tarafından elde edilen kazanç ve iratlar gelir vergisine tabi tutulurken, kurumların kazançları kurumlar vergisine tabi tutulmaktadır. Gelir üzerinden alınan vergilerin temelini oluşturan gelir vergisi ve kurumlar vergisi sadece ilgili kanunlarında belirtilen kazanç ve iratlara uygulanmaktadır. Söz konusu kanunlar kapsamında olmayan kazanç ve iratlar ise gelir ve kurumlar vergisine tabi olmayacaktır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun[1] ilk maddesinde gerçek kişilerin gelirlerinin gelir vergisine tabi olduğu belirtilmiş olup gelirin bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu hüküm altına alınmıştır.

Gerçek kişiler tarafından elde edilen her gelir gelir vergisine tabi tutulmamaktadır. Diğer bir ifade ile sadece 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda belirtilen gelirlerin vergilendirileceği hüküm altına alınmış olup vergilendirilecek gelirin unsurları da aynı Kanun’un ikinci maddesinde ticarî kazanç, ziraî kazanç, ücret, serbest meslek kazancı, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ve diğer kazanç ve iratlar olarak belirlenmiştir.

Gelir Vergisi Kanunu’nun ilk iki maddesini birlikte değerlendirdiğimizde; gerçek kişiler tarafından bir takvim yılında Kanun’un ikinci maddesinde sayılan yedi gelir unsurundan herhangi birinin elde edilmesi halinde elde edilen bu gelirlerin gelir vergisine tabi tutulması gerekmekte olup vergilendirmede elde edilen bu kazanç ve iratların safi miktarlarının dikkate alınması gerekmektedir.

Kazanç ve iratların safi miktarlarının tespiti için faaliyet sonucu elde edilen hasılattan kazanç ve iradın elde edilmesi yönelik yapılan gider ve harcamaların indirilmesi gerekmektedir. Gelir Vergisi Kanunu’nda her bir kazanç ve iradın türüne göre elde edilen hasılattan indirilebilecek giderler ilgili maddelerde sayılmıştır. Buna göre ticari kazancın tespitinde indirilebilecek giderler 40’ıncı maddede, zirai kazancın tespitinde indirilebilecek giderler 57’nci maddede, ücret gelirinin tespitinde indirilebilecek giderler 63’üncü maddede, serbest meslek kazancın tespitinde indirilebilecek giderler 68’inci maddede, gayrimenkul sermaye iradının tespitinde indirilebilecek giderler 74’üncü maddede, menkul sermaye iradının tespitinde indirilebilecek giderler 78’inci maddede ve diğer kazanç ve iratların tespitinde indirilebilecek giderler mükerrer 81’inci ve 82’nci maddelerde yer almaktadır.

Öte yandan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na[2] göre aynı Kanun’un 1’inci maddesinde sayılan kurumların kazançları kurumlar vergisine tabi olup kurum kazancının tespitinde GVK’nın ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı aynı Kanun’un 6’ncı maddesinde hüküm altına alınmıştır.

Tazminat; hukuka aykırı bir eylem sonucunda meydana gelen maddi veya manevi zararları karşılamak amacıyla mağdura veya zarar görene ödenen bedel olarak nitelendirilebilir. Diğer bir anlatımla tazminat, zararların giderilmesi amacıyla sorumlu tarafından zarar görene ödenen veya mahkeme tarafından ödenmesine karar verilen parasal bir değer veya edimdir.[3]

Kanun hükmüne göre tazminatlar ikiye ayrılmaktadır; maddi tazminatlar ve manevi tazminatlar. Maddi tazminat, hukuka aykırı bir eylem veya işlem sonucunda gerçek ve tüzel kişilerin malvarlığında artışa engel veya eksilmeye neden olunması sonucunda meydana gelen zararın giderilmesi iken manevi tazminat ise aynı işlem veya eylemler nedeniyle gerçek kişilerin yaşadığı tasa, üzüntü ve fiziken ve ruhen yıpranmanın yol açtığı zararların giderilmesi olarak tanımlanmaktadır.

Kişiler özel yaşantısının dışında ticari faaliyeti nedeniyle hukuka aykırı bir eylem sonucunda tazminat ödeyebilir veya alabilir. Tüzel kişilerde gerçek kişiler gibi özel yaşam bulunmadığından ödenen veya tahsil edilen tüm tazminatlar şüphesiz ticari faaliyetleri ile ilişkilendirilebilir.

Tazminat ödeyenlerin bunları gider yazıp yazamayacağı durumu ile elde edilen tazminatların vergilendirilip vergilendirilmeyeceği çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır.  Bu çalışmamızda tazminatlar gelir ve gider olarak dikkate alınıp alınamayacağı açısından ayrı ayrı değerlendirilmiştir.

2.TAZMİNATLAR

Aristokles’e göre devleti oluşturan doğal neden, hiçbir insanın tek başına kendi kendine yetmemesi, bu nedenle de ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarının yardımına muhtaç olması gereğidir.

Devletler varlığını ve düzeni korumak için yasalar çıkartarak insanların bu yasalara uymasını sağlarlar. Çıkarılan yasalarla düzenin sağlanması, adaletin sağlanması amaçlanır. Eşit, adil ve hukuki oluşturulan yasalarda devlet güçlünün değil haklı olanın yanında yer almaktadır.

Tazminatların varlığına bakıldığında bir tarafta devletin gücü görünürken diğer tarafta kendi vatandaşının mağduriyetini gideren ve adaleti sağlayan yüzü görünmektedir. Tazminatları güçlü olanın değil haklı olanın yararlandığı bir yaptırım olarak nitelendirebiliriz.

Kişi özgürlüğü ve güvenliği her ne kadar devletlerin güvencesi altında olsa da devletler varlığını sürdürebilmek için yine kendi vatandaşlarından vergi toplama yoluna gitmektedir. Nitekim uygulanmakta olan Anayasa’mızın 73’üncü maddesi ile herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlü tutulmuş ve vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı belirtilmiştir.

Daha önce de belirtildiği üzere tazminat; hukuka aykırı bir eylem sonucunda meydana gelen maddi ya da manevi zararlara karşılık mağdur veya zarar görene ödenen bedeldir. Tazminatı ödeyenin mal varlığında bir kayıp meydana geldiği gibi tazminat alanın da mal varlığında bir artış meydana gelmektedir. Tahsil edilen tazminatların vergilendirilip vergilendirilmeyeceği veya ödenen tazminatların vergiye tabi gelir veya kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı aşağıda açıklanmıştır.

2.1. Gelir Açısından Tazminatlar

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesi gereğince gerçek kişiler tarafından elde edilen kazanç ve iratlar gelir vergisine tabi tutulurken 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesi gereğince aynı maddede sayılan kurumların kazançları kurumlar vergisine tabi tutulmaktadır.

Anayasa’nın 73’üncü maddesinde yer alan hüküm gereğince düzenlenen Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamına girmeyen bir gelir, gelir vergisi ve kurumlar vergisine tabi olmayacaktır.

Buna göre, maden arama faaliyetinde bulunan bir şirketin bu faaliyetini icrası sırasında aktifinde kayıtlı olmayan ve 3. kişilere ait olan arazinin zarara uğraması sonucu, şirket ile zarar gören mağdurun zararların karşılanması üzerine anlaşmaya varması ve zarar- ziyana karşılık şirket tarafından mağdura ödenen tazminatlar 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 2’nci maddesinde sayılan yedi gelir unsurundan hiçbirinin kapsamına girmediğinden mağdur tarafından alınan bu tazminat gelir vergisine tabi tutulmayacaktır.[4]

Gerçek ve tüzel kişiler tarafından elde edilen tazminatların vergilendirilip vergilendirilmeyeceği her gelir unsuru için ayrı ayrı değerlendirilmiştir.

2.1.1. Ticari Kazanç Bakımından

Gelir vergisinin konusuna giren ve gelirin unsurlarından en kapsamlısı olan ticari kazanç GVK’nın 37’nci maddesinde her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazanç olarak nitelendirilmiştir Aynı Kanun’un 38’inci maddesinde bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olarak nitelendirilirmiştir.

1 Sıra No’lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği[5]’ne göre kişilik kavramı işletmenin sahip veya sahiplerinden, idarecilerinden, çalışanlarından ve diğer ilgililerden ayrı bir kişiliğe sahip olduğunu ve o işletmenin muhasebe işlemlerinin sadece bu kişilik adına yürütülmesi gerektiğini öngörür. Diğer bir ifade ile işletme kendi kişiliğine sahip olup bu kişilik işletme sahibinin kişiliğinden ayrılmaktadır.

Muhasebenin kişilik kavramı gereğince işletmeyi ilgilendiren işlemler kayıtlara intikal ettirilmelidir. Örneğin işletmede kullanılan aracın yakıtları gider olarak indirim konusu yapılırken işletme sahibinin özel işlerinde kullandığı aracın yakıt gideri indirim konusu yapılamayacak ve kayıtlarla ilişkilendirilmeyecektir.

GVK’nın 38’inci maddesinde belirtildiği üzere ticari kazanç teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Öz sermaye ise 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun[6] 192’nci maddesinde aktif toplamı ile borçlar arasındaki fark olarak nitelendirilmiştir.

Bilindiği üzere işletmenin malvarlığı varlık (Aktif) ve kaynaklardan (Pasif) oluşmaktadır. İşletmenin malvarlığından meydana gelen bir artışın varlık kısmına diğer bir ifade ile aktif kısmına kaydedilmesi gerekmektedir.

Buna göre işletme lehine meydana gelen bir artışın aktif hesabına kaydedilmesi öz sermayeyi olumlu yönde arttıracaktır. Öz sermayede meydana gelen artış ise GVK’nın 38’inci maddesi gereğince ticari kazanç olarak nitelendirilecektir.

Yukarıda yer alan hükümler dikkate alındığında işletme sahibinin özel yaşantısı ile ilgili olmayan ticari faaliyete ilişkin olan her türlü maddi tazminatın GVK’nın 37 ve 38’inci maddesi hükümleri gereğince gelir hesaplarına yansıtılması gerekmektedir.

Örneğin sipariş ettiği ürünü belirlenen sürede alamadığından dolayı mükellefin hak kazandığı tazminat da işin sözleşmeye göre yapılmamasından dolayı yükleniciden alınan tazminat da ticari faaliyete ilişkin olduğundan dolayı gelir hesaplarına kaydedilmesi gerekmektedir.

Ayrıca ticari faaliyet sonucu kazanılan tazminatın gecikme faizi ile birlikte tahsil edilmesi halinde tahsil edilen bu faiz tutarları da ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilecektir.

Öte yandan işletme sahipleri ticari faaliyetlerine ilişkin olarak maddi tazminat alabileceği gibi manevi tazminat da alabilir. Bilindiği üzere hukuka aykırı bir işlem veya eylem nedeniyle kişinin yaşadığı tasa, üzüntü ve fiziki ve ruhsal yıpranmanın yol açtığı zararların giderilmesi karşılığında verilen tazminatlar manevi tazminattır. İşletme sahibinin yaşadığı tasa, üzüntü ve yıpranma ticari faaliyetle doğrudan ilişkilendirilmediğinden alınan bu manevi tazminatların ticari kazançla ilişkilendirilmemesi gerekmektedir.

Örneğin bir yayın organında çıkan yalan haberlerden dolayı işleri bozulan lokantacı Bay Mehmet’in açtığı dava sonucunda mahkeme bu süre zarfında Bay Mehmet’in işlerinin bozulmasından dolayı 250.000 TL maddi ve yaşadığı psikolojik rahatsızlığından dolayı da 100.000 TL manevi tazminatın yayın organı tarafından ödenmesine karar vermiştir. Lokantacı Bay Mehmet yayın organında çıkan haberlerden sonra mahrum kaldığı kazanç karşılığında aldığı 250.000 TL tazminatın ticari kazanca eklenip vergilendirilmesi gerekmektedir. Öte yandan yaşadığı psikolojik rahatsızlığından dolayı aldığı 100.000 TL’lik manevi tazminat ise ticari kazanca dahil edilmeyecektir.

Özetle işletme sahibinin ticari faaliyetine ilişkin olmayan özel yaşamında uğradığı hukuksuzluk sonucunda kazandığı tazminatlar ticari kazançlarla ilişkilendirilmeyecektir.

2.1.2. Zirai Kazanç Bakımından

GVK’nın 52’nci maddesine göre zirai faaliyetten doğan kazanç zirai kazançtır. Gelir Vergisi Kanunu’na göre zirai kazanç bilanço esası ve zirai işletme hesabı esası olmak üzere iki farklı şekilde tespit edilebilir.

Zirai işletme hesabı esasına göre zirai kazanç, hesap dönemi içinde para ile tahsil edilen veya alacak olarak tahakkuk eden hasılat ile ödenen veya borçlanılan giderler arasındaki müspet farkken; bilanço esasına göre zirai kazanç, GVK’nın 56, 57 ve 58’inci maddelerindeki hükümler göz önünde tutularak, ticari kazancın bu husustaki hükümlerine göre tespit edilmektedir.

Bilanço esasına göre tespit edilen zirai faaliyette; zirai faaliyete ilişkin olmak üzere elde edilen tazminatlar için Ticari kazanç bölümünde yapılan açıklamalar geçerli olacaktır.

Zirai kazancın zirai işletme hesabı esasına göre tespit edilmesi durumunda vergilendirilmesi gereken hasılat GVK’nın 56’ıncı maddesinde tek tek sayılmıştır. Bahsi geçen maddede mahsullerin yetişmesinden önce veya sonra hasara uğramalarından dolayı alınan sigorta tazminatlarının hasılat kaydedileceği hüküm altına alınmıştır. Bu sebeple zirai işletme hesabına göre tespit edilen zirai kazanç sahibi madde metninde yer alan mahsullerin zarara uğraması sebebi ile almış oldukları tazminatları zirai kazanç olarak hasılat kaydedecek, söz konusu tazminatın geç ödenmesi sebebi ile alınacak olan faiz vb. ödemeler GVK’nun 86/1-d maddesinde yer alan tutarı aşması durumunda beyan edilecek aksi takdirde beyana konu edilmeyecektir.

2.1.3. Ücret Bakımından

GVK’nın 61’inci maddesine göre ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 61’inci maddesinde belirtildiği üzere hizmet erbabına hizmet karşılığı verilen paralar dışında verilen ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler de vergi kanunların uygulanması bakımından ücret geliri kabul edilmiştir.

İşveren tarafından hizmet erbabına yapılan ödemelerin ücret olarak vergilendirilebilmesi için bu ödemelerin evvelce yapılmış veya gelecekte yapılacak hizmetler karşılığında yapılması gerekmekte olup yapılan ödemelerin ödenek, tazminat, tahsisat, zam vb. şekilde adlandırılması vergilendirilmesine engel olmamaktadır.

Şüphesiz her konuda yasal düzenleme olduğu gibi çalışma hayatında da yasal düzenlemeler mevcut olup yasa koyucu çıkardığı yasalarla hizmet erbabını korumaya çalışmıştır. Çıkarılan yasalarla haksız işten çıkarılmanın önüne geçilmek amaçlanmıştır. Bu yasaların başında 1475 sayılı İş Kanunu, 854 sayılı Deniz İş Kanunu ve 953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun gelmektedir.

Öte yandan bazı sebeplerden dolayı işveren hizmet erbabının işine son vermekte ve konu çoğu zaman yargıya taşınmaktadır. Yargı mercii söz konusu olayı değerlendirip nihai kararını vermektedir. Bu kararlar bazen işveren lehine sonuçlanarak herhangi bir tazminat ödenmesine hükmedilmezken, bazı durumlarda ise işverenin kusuru oranında hizmet erbabına tazminat ödenmesi yönünde olmaktadır.

Ücret yönünden tazminatların konusunu sadece işten çıkarmalar oluşturmamaktadır. Bazen iş kazası sonucu alınabileceği gibi bazen de iş yerinde karşılaştığı kötü muameleden de alınabilmektedir.

Gelir Vergisi Kanunu’na göre hizmet erbabına yapılan aşağıdaki tazminat ödemeleri vergi dışı bırakılmıştır;

– Ölüm, engellilik ve hastalık sebebiyle verilen tazminat ve yardımlar ile İşsizlik Sigortası Kanunu uyarınca ödenen işsizlik ödeneği ve İş Kanununa göre ödenen işe başlatmama tazminatı (GVK Madde 25/1)

–  İş Kanunu ve Deniz İş Kanununa göre ödenmesi gereken kıdem tazminatlarının tamamı ile sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanuna göre ödenen kıdem tazminatlarının hizmet erbabının 24 aylığını aşmayan miktarları (Hizmet ifa etmeksizin ödenen ücretler tazminat sayılmaz.) (GVK Madde 25/7-a)

– Hizmet erbabının tabi olduğu mevzuata göre GVK’nın 25/7-a alt bendinde belirtilen istisna tutarının hesabında dikkate alınmak şartıyla, hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra;  karşılıklı sonlandırma sözleşmesi veya ikale sözleşmesi kapsamında ödenen tazminatlar, iş kaybı tazminatları, iş sonu tazminatları, iş güvencesi tazminatları gibi çeşitli adlar altında yapılan ödemeler ve yardımlar; (GVK Madde 25/7-b)

21.03.2018 tarih ve 7103 sayılı Kanun’un 7’inci maddesi ile GVK’nın 61’inci maddesine eklenen 7’nci bende göre hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra; karşılıklı sonlandırma sözleşmesi veya ikale sözleşmesi kapsamında ödenen tazminatlar, iş kaybı tazminatları, iş sonu tazminatları, iş güvencesi tazminatları gibi çeşitli adlar altında yapılan ödemeler ve yardımlar ücret olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

Öte yandan ödenecek olan tazminatın gecikme faiziyle birlikte ödenmesi halinde, toplam tutarın içinde yer alacak olan faiz tutarı GVK’nın 75’inci maddesinin birinci fıkrasının 6’ncı bendinde yer alan “Her nevi alacak faizi” kapsamında olduğundan elde edilen faiz tutarı tevkifata tabi tutulmayıp, aynı Kanun’un 86/1-d maddesinde belirtilen sınırın aşılması halinde menkul sermaye iradı olarak beyan edilmesi gerekmektedir.

2.1.4. Serbest Meslek Kazancı Bakımından

GVK’nın 65’inci maddesine göre her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

Serbest meslek kazancı bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan farktır.

Serbest meslek kazancında tahsil esası geçerli olduğundan serbest meslek faaliyetine ilişkin olarak tahsil edilen maddi tazminatların serbest meslek kazancı olarak beyan edilmesi gerekmektedir.

Serbest meslek faaliyetinde sermayeden ziyade emek kullanıldığından uygulamada proje, fikir, telif, haklar ve benzerlerinin usulsüz kullanımları mahkemelerde dava konusu yapılmaktadır. Mahkeme çoğu zaman serbest meslek erbabına tazminat ödenmesine karar vermektedir.

Kendisine ait olan mimari projenin izinsiz kullanılmasından dolayı açtığı dava sonucunda 246.504,00 TL maddi tazminat ve  7.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine hak kazandığını ve vergilendirmenin nasıl olacağını soran meslek erbabına vergi idaresi verdiği özelgede  projenin izinsiz kullanımı da dahil elde edilen gelire her hangi bir istisna uygulanmaması gerektiği, maddi tazminatın serbest meslek kazancı olarak beyan edilmesi gerektiği, alacak asıllarına isabet eden faizlerin ise Gelir Vergisi Kanunu’nun 75’inci maddesine göre alacak faizi olarak değerlendirilmesi ve Gelir Vergisi Kanunu’nun 86/1-d  maddesinde yer alan hüküm dikkate alınarak vergilendirilmesi gerektiği mahkeme kararıyla hükmolunan manevi tazminatın ise Gelir Vergisi Kanunu’nun ikinci maddesinde sayılan gelir unsurları arasında yer almaması nedeniyle, gelir vergisinin konusuna girmeyeceği ve bu tutarın yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmeyeceği belirtilmiştir.[7]

Vergi idaresi tarafından verilen özelge de dikkate alındığında serbest meslek erbabının mesleki faaliyetine ilişkin aldığı her türlü maddi tazminat serbest meslek kazancı olarak beyan edilmesi gerekirken alınan manevi tazminatların beyan edilmemesi gerekmektedir.

Yine vergi idaresi tarafından verilen bir özelgede serbest meslek faaliyeti dolayısıyla alacağını mahkeme yoluyla tahsil eden serbest meslek erbabına ödenen icra inkar tazminatı ile yasal faizinin menkul sermaye iradı olarak değerlendirileceği belirtilmiştir.[8]

2.1.5. Gayrimenkul Sermaye İradı

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 70’inci maddesinde, aynı maddede bentler halinde sayılan mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu belirtilmiş olup, 72’nci maddesinde ise, gayrimenkul sermaye iratlarında, gayrisafi hasılatın 70’inci maddede yazılı mal ve hakların kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak nakden veya aynen tahsil edilen kira bedellerinin tutarı olduğu hükme bağlanmıştır.

Gayrimenkul sermaye iradında tahsil esası geçerli olup GVK’nın 70’inci maddesinde belirtilen kişilerin aynı maddede belirtilen mal ve hakların kiralanması karşılığında tahsil ettiği yıl gelir vergisi beyannamesi ile beyan etmesi gerekmektedir.

Kiralama işlemleri her iki tarafın ortak iradesi olmasına karşın uygulamada bazen mal veya hak sahibinin iradesi olmadan kiracı tarafından bunların kullanıldığı görülmektedir. Esasında bu mal ve hakları kullananlar kiracıdan ziyade işgalci olarak nitelendirilmektedir. Bu duruma kişinin gayrimenkulün izinsiz, rızasız kullanılması veya kira süresi bitmesine rağmen gayrimenkulün boşaltılmaması örnek verilebilir.

Mal ve hakların sahibinin rızası dışında kullanılması çoğu zaman yargıya taşınmakta olup yargı da uygulamadaki ecrimisil gibi mal ve hakları kullananlar tarafından mal ve hak sahiplerine haksız işgal tazminatı ödenmesine karar vermektedir.

GVK’nın 70’inci maddesinde yer alan mal ve hakların sahiplerinin rızası dışında kullanılmasından dolayı mahkemelerce hak sahiplerine ödenmesine karar verilen haksız işgal tazminatları vergi uygulaması bakımından gayrimenkul sermaye iradı olup tahsilatın yapıldığı yıl gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekmektedir. Öte yandan haksız işgal tazminatı dışındaki faiz, icra inkar tazminatı ve yasal faiz ödemelerin ise menkul sermaye iradı (alacak faizi) kabul edilerek, anılan Kanun’un 86/1-d maddesinde yer alan hüküm uyarınca, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları için belirlenen haddi aşması durumunda, iradın tamamının yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekmektedir.

2.1.6. Menkul Sermaye iradı Bakımından

Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkül sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradı sayılmıştır.

Önceki bölümlerde belirtildiği üzere ticari, zirai, mesleki faaliyet ve gayrimenkul sermaye iradı dolayısıyla alınan tazminatlar ilgili kazanç ve iratlar için geçerli olan hükümlere göre vergilendirilecek olup bu tazminatların geç ödenmesinden dolayı ödenen faizler ise menkul sermaye iradı olarak vergilendirilecektir.

Tazminatlarla birlikte alınan faiz faiz, icra inkar tazminatı ve yasal faiz ödemelerin ise menkul sermaye iradı (alacak faizi) kabul edilerek, anılan Kanun’un 86/1-d maddesinde yer alan hüküm uyarınca, tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratları için belirlenen haddi aşması durumunda, tamamının yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekmektedir.

Satın aldığı gayrimenkulün geç teslim edilmesinden dolayı satıcıdan gecikilen her ay için satış bedelinin % 0,2’sinin kira bedeli kaybı adı altında tazminat olarak yapılan ödemelerin, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 75’inci maddesine göre menkul sermaye iradı olarak vergilendirilmesi gerektiği, söz konusu ödemelerin tamamının anılan Kanun’un 86’ncı maddesinde belirtilen, tevkifat ve istisna uygulamasına konu olmayan menkul sermaye iratlarına ilişkin beyan haddinin aşılması durumunda beyan edileceği vergi idaresi tarafından vergi idaresi tarafından verilen özelgede belirtilmiştir.[9]

2.2. Gider Açısından Tazminatlar

Gerek gelir vergisi matrahının tespitinde gerekse de kurumlar vergisi matrahının tespitinde vergilendirilmesi gereken kazanç veya iradın safi miktarı dikkate alınır. Diğer bir ifade ile yapılan faaliyet sonucu elde edilen hasılattan o hasılatın elde edilmesi için yapılan veya katlanılan gider ve harcamaların indirilmesi gerekmektedir.

Gelir Vergisi Kanunu’nda kazanç ve irat türleri itibariyle indirimi kabul edilen giderler ile indirimi kabul edilmeyen giderler ilgili maddelerde belirtilmiştir.

Gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetlerine ilişkin olmak üzere bazen tazminat ödenmekte veya ödemesine karar verilmektedir. Buna göre ödenen tazminatların indirim konusu yapılıp yapılamayacağı aşağıda açıklanmıştır.

2.2.1.Kazanç ve İradın Tespitinde İndirim Konusu Yapılacak Tazminatlar

Vergilendirilmesi gereken ticari kazancın tespiti sırasında hasıladan indirilmesi gereken giderlere ilişkin düzenlemeler Gelir Vergisi Kanunu’nun 40’ıncı maddesinde yer almakta olup söz konusu maddenin birinci fıkrasının 3 numaralı bendinde ise işle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

Ticari kazanç sahipleri tarafından ödenen tazminatların kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi için;

Ödenen tazminatın beyan edilen kazanca ilişkin olması gerekmektedir: Ticari kazanç sahipleri tarafından ödenen tazminatların yürütülen ticari faaliyete ilişkin olması gerekmekte olup yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmeyen veya vergi dışı bırakılan bir işlemden kaynaklanan tazminatların ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılması mümkün değildir.

Öte yandan Kanunlarla yasaklanmış fiiller nedeniyle ödenen tazminatlar kazancın tespitinde indirim konusu yapılamayacaktır. Bu duruma ilişkin Danıştay 4. Dairesi’nin kararında “Ağır ve Tehlikeli İşler Tüzüğüne” aykırı hareketi nedeniyle 18 yaşından küçük işçinin uğradığı kazadan dolayı mahkeme tarafından verilen karar gereğince mağdura ödenen tazminatın gider yazılamayacağı belirtilmiştir.[10]

Mukavelenameye veya ilama  ya da kanun emrine istinaden ödenmesi gerekmektedir: Ticari kazanç sahipleri tarafından ödenen tazminatların sözleşmeye, mahkeme kararına veya ilgili kanunlarda belirtilen hükümlere istinaden ödenmesi gerekmektedir.

Yazılı sözleşme, mahkeme kararı veya kanun emri olmadan kişilerin kendi arasında anlaşarak ödedikleri tazminatlar vergiye tabi kazancın tespitinde indirim konusu yapılamaz.

Sözleşmeye dayanarak ödenen tazminatların gider olarak indirilebilmesi için, sözleşmenin yazılı olması ve tazminat ödenecek durumların açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Sözlü olarak yapılan sözleşmeler ile sözleşmede belirtilmeyen tazminatlar kazancın tespitinde indirim konusu yapılamaz. Yazılı sözleşmelerde tazminat ödeneceğine ilişkin hükmün bulunması halinde tazminata konu fiilin işletmenin, işletme sahibinin veya çalışanlarının kusurundan kaynaklanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Örneğin bir firmanın yapım işini alan A şirketi işi süresinde tamamlayamadığından sözleşme gereği karşı tarafa ödeyeceği tazminatları kazancın tespitinde indirim konusu yapabilecektir. Her ne kadar işi süresinde tamamlayamaması konusunda A şirketi kusurlu görünse de ödenen tazminatlar sözleşme ile belirlendiğinden kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.

Mahkemelerce verilen kararlara istinaden ödenen tazminatlar kazancın tespitinde indirim konusu yapılması gerekmektedir. Herhangi bir mahkeme kararı olmadan kişilerin kendi aralarında anlaşarak sulh yoluyla ödedikleri tazminatlar indirim konusu yapılamaz. Örneğin şirket arabasının karıştığı ölümlü kaza sonucunda herhangi bir mahkeme kararı olmadan ölen kişinin akrabalarına ödenen tazminatlar kazancın tespitinde indirim konusu yapılamayacaktır.

Kanun emrine istinaden ödenen tazminatlarda ödenen bedellerin ilgili hükümlere uygun olması gerekmektedir. Kanun emrine uygun olmayan veya belirtilen tutar dışında yapılan ödemeler kazancın tespitinde indirim konusu yapılamayacaktır. Örneğin 1475 sayılı İş Kanunu hükümlerine istinaden ödenen kıdem tazminatları ile işe başlatmama tazminatları kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.

Öte yandan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri gereğince arabuluculuk sonucunda ödenen tazminatlar kanun hükmüne ilişkin olarak ödendiği için kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.

-Ödemenin işletme sahibinin şahsi kusurundan kaynaklanmaması gerekmektedir: İşle ilgili ödenen tazminatlar sözleşmeye veya ilama ya da kanun emri gereği olsa dahi teşebbüs sahibinin suçlarından doğmuş olması halinde GVK’nın 41’inci maddesinin 6 numaralı bendinde yer alan hüküm gereğince gider olarak yazılamayacaktır. Sözleşmede cezai şart olarak belirlenen tazminatlar bu kuralın bir istisnasını oluşturmaktadır.

Öte yandan teşebbüs sahibinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “İstihdam Edenin Kusursuz Sorumluluğu” hükümleri çerçevesinde katlandığı tazminat yükümlülüğü teşebbüs sahibinin suçundan doğan tazminat olarak kabul edilmez. Söz konusu kusursuz mesuliyet kapsamında sorumlu tutularak ödenen tazminatın gider kaydedilebilmesi için teşebbüs sahibinin zararın meydana gelmemesi için kendisine düşen gerekli bütün tedbirleri almış olması ve zararın işle ilgili işin ifası sırasında meydana gelmiş olması gerekmektedir.[11]

Vergi idaresi verdiği bir özelgede gelir vergisi mükellefinin yanında çalıştırdığı şoförün karıştığı ölümlü kaza sonucunda ödenen manevi tazminatın teşebbüs sahibinin suçundan doğan tazminat olarak değerlendirilmemekte ve kazancın tespitinde indirim konusu yapılabileceği belirtmektedir.[12]

Öte yandan mahkeme kararından işletmenin kusurunun oransal olarak belirtilmesi halinde işletmenin kusurlu olmadığı orana isabet eden tazminat tutarın Gelir Vergisi Kanunu’nun 40’ıncı maddesinin 3 numaralı bendine göre gider olarak dikkate alınmasının mümkün olduğu Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen 31.01.2007 tarih ve B.07.1.GİB.0.03.49/4914-228/ 8166 sayılı yazıda bildirilmiştir. Ancak ödenen tazminatın tamamının işletmenin kusur oranı dikkate alınarak belirlenmesi halinde ise söz konusu tazminatın gider olarak indirilemeyeceği ise aşikardır.

Tazminatların fiilen ödenmiş olması gerekmektedir: Ticari kazancın tespitinde tahakkuk ilkesi geçerli olmasına karşın GVK’nın 40/1-3 bendi gereğince tazminatların kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi için fiilen ödenmesi gerekmektedir. Mahkeme kararı olmasına rağmen konunun bir üst mahkemeye taşınması halinde ilamda belirtilen tazminatlar fiilen ödenmedikçe kazancın tespitinde indirim konusu yapılamayacaktır.

-Tazminatların ödendiği dönemde gider yazılması gerekmektedir: Muhasebe ve vergilendirmenin dönemsellik ilkesi gereğince tazminatların ödendiği yılda gider yazılması gerekmektedir.

Bunun dışında GVK’nın 57’nci maddesinde zirai kazancın elde edilmesinde işletme ile ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama ya da kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların, 68’inci maddesinde serbest meslek kazancının elde edilmesinde mesleki faaliyetle ilgili olarak kanun, ilam ve mukavelenameye göre ödenen tazminatların ve 74’üncü maddesinde gayrimenkul sermaye iradının elde edilmesinde kiraya verilen mal ve haklarla ilgili olarak mukavelenameye kanuna veya ilama istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların kazanç ve iradın tespitinde indirim konusu yapılacağı belirtilmiştir.

Yapılan faaliyete ilişkin yurt dışına ödenen tazminatlar da kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilecektir. Yurt dışına yapılan tazminat ödemelerinde ödenen tazminatların gider yazılabilmesi için; işle ilgili olması, sözleşmeye, ilama veya kanun emrine istinaden ödenmesi ve söz konusu zararın teşebbüs sahibinin kusurundan doğmamış olması gerekmektedir. Ancak yabancı mahkemeler tarafından yurt dışındaki kişi veya şirketlere ödenmesine hükmolunan tazminatların vergiye tabi gelirin/kazancın tespitinde indirilebilmesi için, bu mahkeme kararları ile ilgili olarak Türkiye’de yetkili mahkeme tarafından tenfiz kararının verilmesi gerekmektedir. Tenfiz kararı olmaksızın mahkeme kararına istinaden ödenen tazminat tutarlarının ilgili dönem kazancın tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.[13]

2.2.2.Kazanç ve İradın Tespitinde İndirimi Kabul Edilmeyen Tazminatlar

Gelir Vergisi Kanunu’na gelir unsurları itibariyle kazanç ve iradın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler ilgili maddelerinde belirtilmiştir. Kanunen kabul Edilmeyen Gider olarak bilinen bu harcamaların mali karın tespitinde indirim konusu yapılmaması gerekmektedir. Ticari karın tespitinde dikkate alınan kanunen kabul edilmeyen giderlerin mali karın tespiti sırasında matraha dahil edilmesi gerekmektedir.

Ticari kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderlere Gelir Vergisi Kanunu’nun 41’inci maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu Kanun maddesinin birinci fıkrasının  6 numaralı bendinde her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatların, 10 numaralı bendinde ise basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğacak maddî ve manevî zararlardan dolayı ödenen tazminat giderlerin indirim konusu yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

GVK’nın 40/3 maddesi hükmü gereğince mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen tazminatların indirim konusu yapılabilmesi için tazminat ödenmesine neden olan olayın teşebbüs sahibinin suçundan doğmaması gerekmektedir. Bu durumun tek istisnası 41’inci maddenin birinci fıkrasının 6 numaralı bendindeki parantez içi hükmünde belirtilmiştir. Söz konusu hükme göre sözleşmelerde cezai şart olarak belirtilen tazminatların ödenmesinde ve kazancın tespitinde indirim konusu yapılmasında işletme sahibinin kusuru aranmamaktadır.

Bilindiği üzere kurumlar vergisi mükelleflerinin safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticarî kazanç hakkındaki hükümleri uygulanmaktadır. Ancak kurumlar vergisi mükellefleri tarafından kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamayacak giderler Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11’inci maddesinde belirtilmiştir. Buna göre kurumlar vergisi mükellefleri kurum kazancının tespiti sırasında KVK’nın 11’inci maddesinde yer alan giderleri indirim konusu yapamayacaktır.

Bahsi geçen Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11’inci maddesinin birinci fıkrasının g bendinde sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddî ve manevî zarar tazminat giderlerinin h bendinde ise basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğacak maddî ve manevî zararlardan dolayı ödenen tazminat giderlerinin kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Gelir Vergisi Kanunu’nda teşebbüs sahibinin suçundan doğan tazminatların indirim konusu yapılamayacağı belirtirken Kurumlar Vergisi Kanunu’nda kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddî ve manevî zarar tazminat giderlerinin indirim konusu yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durum gelir vergisi mükelleflerinin çalışanlarının suçlarının doğan tazminatların indirim konusu yapılacağı sonucunu doğurmaktadır. Nitekim Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen 25.08.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.35.16.01-176300-420 sayılı özelgede şirkette çalışan kamyon sürücüsünün kusuru nedeniyle mahkeme kararına istinaden ödenen tazminatın gider yazılmayacağı belirtilirken; yine Gelir idaresi Başkanlığı tarafından verilen 27.06.2006 tarihli yazıda ise “…Dolayısıyla işletme sahibinin şahsi kusurundan kaynaklanmayıp, çalışanların görevlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zararlar nedeniyle ödenen ve mukavelename, ilam veya kanun emrine dayanan tazminatların, ticari kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınabileceği tabiidir. Bu çerçevede, ödevliye ait işyerinde çalışan işçinin, işletmeye dahil araç ile yaptığı trafik kazasında ödevli tarafından mağdur olan aileye ödenen tazminatın gider olarak indirimi mümkün bulunmaktadır.” ifadelerine yer vererek işletme sahibinin yanında çalışanların kurusundan doğan ve ödenen tazminatların indirim konusu yapılabileceği belirtilmiştir.[14],[15]

Gerek gelir vergisi mükelleflerinin gerekse de kurumlar vergisi mükelleflerinin basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğacak maddî ve manevî zararlardan dolayı ödenen tazminat giderlerinin indirim konusu yapılamayacağı Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nda belirtilmiştir.

Öte yandan Gelir Vergisi Kanunu’nun 68’inci maddesinde her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile serbest meslek erbabının suçlarından doğan tazminatlar serbest meslek kazancının tespitinde indirim konusu yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Mesleki faaliyetle ilgili olmayan ve mesleki faaliyetle ilgili olsa dahi serbest meslek erbabının şahsi kusuru nedeniyle ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar mesleki kazancın tespitinde gider olarak yazılamayacaktır. Ayrıca, Borçlar Kanununun “İstihdam Edenin Kusursuz Sorumluluğu” hükümleri çerçevesinde katlanılan tazminat yükümlülüğü, teşebbüs sahibinin suçundan doğan tazminat olarak kabul edilmemektedir.

GVK’nın 68’inci maddesinde sadece serbest meslek erbabının suçlarından doğan tazminatların indirim konusu yapılamayacağı belirtilmiş olup çalışanların kusurundan doğan tazminatların indirim konusu yapılamayacağı ise belirtilmemiştir.

2.3. Katma Değer Vergisi Açısından Tazminatlar

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun birinci maddesine göre Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti kapsamında yapılan mal teslimleri ve hizmet ifaları vergilendirilmektedir.

Katma değer vergisinin kapsamını mal teslimi ve hizmet ifası oluşturduğundan ve bu kapsamda olmayan diğer bir ifade ile herhangi bir mal teslimi ve hizmet ifası karşılığı olmayan tazminatlar esas olarak olarak KDV’nin konusuna girmemektedir.

Bundan dolayı, taahhüt edilen işin anlaşma hükümlerine uygun olarak gerçekleştirilmemesi, anlaşmada veya sözleşmede belirlenen süre içerisinde işin tamamlanmaması, sözleşmenin feshedilmesi gibi nedenlerle cayma bedeli, tazminat ve benzeri ad altında yapılan cezai şart niteliğindeki ödemeler herhangi bir teslim veya hizmetin karşılığı olmadığından yapılan bu ödemeler katma değer vergisine tabi olmayacaktır.

Buna göre;

Kamu kurumu tarafından ihalesi yapılarak sözleşmeye bağlanan taahhüt, inşaat, tamir-bakım, onarım malzeme ve hizmet alımı işlerinde yükleniciden kaynaklanan aksaklıklardan dolayı yükleniciye gecikme cezası tahakkuk ettirilmesi durumunda tarafların aralarında yaptıkları yazılı sözleşme gereği yükleniciden gecikme cezası adı altında tahsil edilen bedel katma değer vergisine tabi olmayacaktır. Öte yandan, bu cezaların istihkaktan kesilerek tahsil edilmesinin, kamu kurumunun yükleniciye ödemesi gereken katma değer vergisi tutarına etkisi olmayacaktır.

İş Kanunu ve diğer Kanun hükümleri gereğince işletme sahibi tarafından çalışanlara ödenen kıdem tazminatları ücret unsuru kapsamında olduğundan katma değer vergisinin konusuna girmeyecektir. Bundan dolayı;

-Çalışanların iş sözleşmeleri feshedilmeden bir başka işverene nakledilmesi nedeniyle, çalışanların tazminat tutarlarının devir tarihine kadar hesaplanarak yeni işverene aktarılması,

– Çalışanların yeni işverence iş sözleşmelerinin feshedilmesi veya emeklilik hakkı kazanmaları nedeniyle, tazminat tutarlarının eski işverenin sorumlu olduğu kısmının yeni işverene aktarılması

Katma değer vergisine tabi olmayacaktır.

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 24’üncü maddesinin birinci fıkrasının c bendinde  maddesinde, vade farkı, fiyat farkı, kur farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin, katma değer vergisi matrahına dahil olduğu belirtilmiştir.

Buna göre, katma değer vergisine tabi bir teslim veya hizmetin karşılığı olarak tahsil edilen bedelle ilgili olarak, tazminat adı altında olsa dahi, yapılan bu tür ödemeler matraha dahil olduğundan, bunlar üzerinden teslim veya hizmetin tabi olduğu oranda katma değer vergisinin hesaplanması gerekmektedir.

Örneğin, doğalgaz faturasının süresinden sonra ödenmesi nedeniyle kullanıcından alınan %10 gecikme bedeli adı altındaki tazminatın katma değer vergisi matrahına dahil edilerek, toplam tutar üzerinden vergi hesaplanması gerekmektedir.

3.SONUÇ

Hukuka aykırı bir eylem sonucunda meydana gelen maddi ve manevi zararlara karşılık ödenen bedel olarak nitelendirilen tazminatlar elde edenler için gelir, ödeyenler için ise gider/harcama mahiyetinde olabilir. Gerçek veya tüzel kişiler tarafından elde edilen bir gelirin vergilendirilebilmesi için ilgili kanunlarında açıkça belirtilmiş olması gerekmektedir. Nitekim kanun kapsamına girmeyen gelirler vergilendirilmeyecektir. Çalışmamızın ilk bölümünde de vergilendirilmesi gereken tazminatlar ile vergiye tabi olmayan tazminatlar ve vergiden istisna edilen tazminatlar gelirin unsurları itibari ile açıklanmıştır.

Gerek Gelir Vergisi gerekse Kurumlar Vergisinde vergilendirilmesi gereken kazancın tespitinde ödenen tazminatların indirim konusu yapılabilmesi için bu tazminatların beyan edilen kazanca ilişkin olması, mukavelenameye veya ilama ya da kanun emrine istinaden ödenmesi, ödemenin işletme sahibinin şahsi kusurundan kaynaklanmaması gerekmektedir. Yine söz konusu tazminatların fiilen ödenmiş olması ve ödendiği dönemde gider yazılması gerekmektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilecek tazminatlar ile kanunen kabul edilmeyen gider niteliğinde olan tazminatlar vergi idaresi tarafından verilen özelgeler doğrultusunda açıklanmaya çalışılmıştır.


[1] 06.01.1961 tarih ve 10700 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[2] 21.06.2006 tarih ve 26205 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[3] http://www.magdur.adalet.gov.tr/images/tazminat.pdf erişim 09.04.2020

[4] Ordu Defterdarlığı’nın 10.08.2012 tarih ve B.07.4.DEF.0.52.10.00-002-20 sayılı özelgesi

[5] 26.12.1992 tarih ve 21447 sayılı Mük. Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[6] 10.01.1961 tarih ve 10703 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

[7] Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 30.01.2015 tarih ve 38418978-120[18-14/17]-92 sayılı özelgesi

[8] Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 16.09.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.18.02-32229–8126-740 sayılı özelgesi

[9] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 06.01.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-GVK 70-53 sayılı özelgesi

[10] Danıştay Esas No:1973/56006, Karar No:1975/10899 20.03.1975

[11] Beyanname Düzenleme Rehberi, Vergi Müfettişleri Derneği Yayını, 2019, 1. Cilt sayfa104-105

[12] Eskişehir Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 03.11.2016 tarih ve 11355271-120.01[34-2015/23]-72031 sayılı özelgesi

[13] Adana Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 28.04.2014 tarih ve 19341373-125 sayılı özelgesi

[14] İzmir  Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 25.08.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.35.16.01-176300-420 sayılı özelgesi

[15] Gelir idaresi Başkanlığı’nın 27.06.2006 tarih ve B.07.1.GİB.0.40/4003-57468 sayılı yazısı

Yorumlar

  • like43
    • 1 yorum
    • 1 paylaşım
ömer köklüce fotoğrafı

likeBeğenYorum YapPaylaş

Yorum ekle…

Emoji Klavyesini AçSeçilen sıralama: En yeniEn yeni

Fatih Şimşiroglu • 2.Vergi Müfettişi, Avukat, Yeminli Mali Müşavir (Ruhsat Sahibi)

1 gün

Çok faydalı bir çalışma olmuş. “Yazılı sözleşmelerde tazminat ödeneceğine ilişkin hükmün bulunması halinde tazminata konu fiilin işletmenin, işletme sahibinin veya çalışanlarının kusurundan kaynaklanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Örneğin bir firmanın yapım işini alan A şirketi işi süresinde tamamlayamadığından sözleşme gereği karşı tarafa ödeyeceği tazminatları kazancın tespitinde indirim konusu yapabilecektir. Her ne kadar işi süresinde tamamlayamaması konusunda A şirketi kusurlu görünse de ödenen tazminatlar sözleşme ile belirlendiğinden kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.” Bu kısım ise bence biraz tartışmalı.…daha fazla

Hakan Değirmenci