Türkiye’de sosyal güvenlik hukukunun en tartışmalı alanlarından biri, çıraklık veya mesleki eğitim kapsamında çalışan kişilerin emeklilik bakımından nasıl değerlendirileceği meselesidir. Özellikle geçmiş yıllarda sanayi sitelerinde, kamu üretim tesislerinde ve çeşitli işyerlerinde “çırak”, “öğrenci”, “kursiyer” veya “stajyer” statüsü altında çalışan çok sayıda kişinin gerçekte normal işçi gibi çalıştırıldığı yönündeki iddialar, uzun yıllardır yargının gündeminde yer almaktadır.
Bugün kamuoyunda yoğun şekilde tartışılan “çıraklık sigortası mağduriyeti” tartışmalarının temelinde de aynı hukuki problem bulunmaktadır:
Bir kişinin resmi kayıtlarda “çırak” olarak gösterilmesi, onun gerçekten çırak olduğu anlamına gelir mi; yoksa fiili çalışma esas alınarak gerçekte hizmet akdi kapsamında çalışıp çalışmadığı ayrıca araştırılmalı mıdır?
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından verilen karar, tam da bu soruya ilişkin son derece önemli değerlendirmeler içermektedir. Karar yalnızca bireysel bir hizmet tespiti uyuşmazlığı olmayıp; çıraklık sigortası, uzun vadeli sigorta kolları, prim gün hesabı, sigortalılık başlangıcı, emeklilik ve EYT uygulamaları bakımından da dikkat çekici sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Olayın Özeti
Dosyaya konu olayda davacı, 1987–1989 yılları arasında henüz 16–17 yaşlarındayken kamuya ait bir üretim tesisinde çalıştığını, ancak SGK kayıtlarında “çırak öğrenci” statüsünde gösterildiğini ileri sürmüştür.
Davacıya göre çalışma ilişkisi yalnızca eğitim amaçlı değildir. Aksine;
- doğrudan üretime katılmış,
- normal işçilerle aynı ortamda çalışmış,
- üretim sürecinin aktif bir parçası olmuş,
- fiilen işçi gibi çalıştırılmıştır.
Bu nedenle davacı, söz konusu dönemin uzun vadeli sigorta kollarına tabi hizmet olarak kabul edilmesini ve emeklilik bakımından prim günlerine eklenmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin Yaklaşımı
Kırıkkale 2. İş Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada dinlenen tanıklar, davacının yalnızca eğitim alan bir çırak olmadığını; üretime fiilen katıldığını ve diğer işçilerle benzer işleri yaptığını ifade etmişlerdir.
Mahkeme, bu anlatımlar doğrultusunda şu sonuca ulaşmıştır:
- çalışma ilişkisinin ağırlık merkezi eğitim değil üretimdir,
- davacı fiilen işçi gibi çalıştırılmıştır,
- yapılan çalışma hizmet akdi niteliğindedir.
Bu gerekçelerle mahkeme, söz konusu çalışmaların uzun vadeli sigorta kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine ve prim gün sayısına eklenmesine karar vermiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi de yerel mahkemenin değerlendirmesini yerinde bularak istinaf başvurularını reddetmiştir.
Uyuşmazlığın Temel Hukuki Noktası: Çıraklık mı, Hizmet Akdi mi?
Karardaki asıl hukuki tartışma, “çıraklık ilişkisi” ile “hizmet akdi” arasındaki ayrımın nasıl yapılacağıdır.
506 sayılı eski Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 3/II-B maddesi uyarınca çıraklar hakkında uzun vadeli sigorta kolları uygulanmamaktadır. Başka bir ifadeyle gerçek anlamda çırak olarak çalışan kişiler bakımından malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi söz konusu değildir.
Bunun yanında 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda da çıraklık ilişkisinin temel amacının meslek öğretimi olduğu kabul edilmektedir. Yani gerçek çıraklık ilişkisinde esas amaç üretim değil eğitimdir.
Ancak burada kritik mesele şudur:
Bir kişinin gerçekten çırak olup olmadığı nasıl belirlenecektir?
Yargıtay’ın yıllardır yerleşmiş içtihatlarına göre bu ayrım yalnızca resmi kayıtlara bakılarak yapılamaz. Asıl belirleyici olan husus, fiili çalışma ilişkisinin niteliğidir.
Eğer kişi:
- meslek öğrenmek amacıyla çalışıyorsa,
- eğitim ilişkisi ön plandaysa,
- üretim faaliyetleri öğrenimin doğal parçasıysa,
çıraklık ilişkisi bulunmaktadır.
Ancak kişi:
- doğrudan üretime sokuluyor,
- normal işçilerle aynı koşullarda çalıştırılıyor,
- ustalarla birlikte sürekli üretim yapıyor,
- üretim esas amaç haline geliyor,
- eğitim ikinci planda kalıyorsa,
artık çıraklıktan değil, hizmet akdinden söz edilmesi gerekir.
Nitekim Yargıtay kararında şu son derece önemli değerlendirmeye yer vermiştir:
“Çırak, iş yerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat öğrenimi geri planda kalıyorsa artık çıraklık ilişkisinden söz edilemez.”
Bu ifade, kararın temel hukuki omurgasını oluşturmaktadır.
Şekli Kayıt mı, Fiili Çalışma mı?
Kararın en dikkat çekici yönlerinden biri, sosyal güvenlik hukukunda “şekli kayıt” ile “fiili durum” arasındaki farkı güçlü biçimde ortaya koymasıdır.
Uygulamada birçok işyerinde çalışanlar;
- çırak,
- kursiyer,
- öğrenci,
- stajyer
olarak gösterilmiş olsa da gerçekte tam zamanlı üretim faaliyetinin içinde yer alabilmektedir.
Yargıtay’ın yaklaşımına göre sosyal güvenlik hukukunda yalnızca işveren kayıtları değil, çalışma ilişkisinin gerçek niteliği esas alınmalıdır. İşveren tarafından verilen unvan tek başına belirleyici değildir.
Mahkemeler;
- fiili çalışma düzenini,
- yapılan işin niteliğini,
- üretime katkı düzeyini,
- çalışma organizasyonunu
somut deliller ışığında araştırmak zorundadır.
Bu yaklaşım, sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerinden biri olan “fiili durumun üstünlüğü” anlayışının önemli bir yansımasıdır.
Yargıtay Kararı bize ne Mesaj veriyor?
Kararın belki de en önemli yönlerinden biri, açıkça yazılmasa da verdiği güçlü mesajdır.
Yargıtay dolaylı olarak şunu söylemektedir:
“İşverenler, kişiyi kağıt üzerinde çırak göstererek gerçek işçilik ilişkisini gizleyemez.”
Eğer fiili çalışma ilişkisi gerçekte üretime dayalı bir işçilik niteliği taşıyorsa, sosyal güvenlik hukukunda yalnızca resmi kayıtlarla sonuca gidilemez.
Bu yaklaşım, özellikle geçmiş yıllarda “çırak” adı altında fiilen üretimde çalıştırılan kişiler bakımından son derece önemlidir.
Yargıtay’ın Bozma Gerekçesi
Yargıtay, yerel mahkeme kararını doğrudan esastan yanlış bulmamıştır. Daireye göre dosyada bazı yönlerden eksik araştırma bulunmaktadır.
Özellikle Yargıtay şu hususların daha ayrıntılı incelenmesi gerektiğini belirtmiştir:
- ücret bordroları,
- puantaj kayıtları,
- SGK belgeleri,
- işyerinin üretim kapasitesi,
- yapılan işin teknik niteliği,
- bordro tanıkları,
- tarafsız işyeri çalışanları,
- müfettiş incelemeleri,
- davacının üretime hangi düzeyde katıldığı.
Kararda özellikle dikkat çekilen bir diğer önemli nokta ise işyerinin niteliğidir. Dosyaya konu işyeri, teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren üretim yapan bir kamu kuruluşudur. Bu nedenle Yargıtay, henüz 16 yaşında olan bir kişinin bu üretime ne ölçüde katkı sağlayabildiğinin somut şekilde ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır.
Dolayısıyla Yargıtay’ın yaklaşımı şu şekildedir:
“Davacı haklı olamaz” denilmemekte; aksine, “fiili çalışma ilişkisinin gerçek niteliği daha ayrıntılı araştırılmalıdır” denilmektedir.
Bu nedenle karar, doğrudan ret değil; araştırma eksikliği nedeniyle bozma niteliğindedir.
İspat Sorunu: 30–40 Yıl Önceki Çalışma Nasıl Kanıtlanacak?
Bu tür davalarda en büyük sorunlardan biri, geçmiş dönem çalışmalarının nasıl ispatlanacağıdır.
Özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllara ilişkin uyuşmazlıklarda;
- işyeri kayıtlarının kaybolması,
- işverenlerin kapanması,
- bordroların bulunamaması,
- tanıkların hayatını kaybetmesi
gibi ciddi sorunlarla karşılaşılabilmektedir.
Bu nedenle Yargıtay, hizmet tespiti davalarında oldukça geniş kapsamlı bir araştırma yapılmasını istemektedir.
Bu kapsamda;
- bordro tanıkları,
- eski ustalar ve çalışanlar,
- ücret ödeme kayıtları,
- puantaj cetvelleri,
- müfettiş raporları,
- işçilik dava dosyaları,
- işyeri sicil kayıtları
önemli deliller arasında yer almaktadır.
Özellikle tarafsız ve bordrolu tanık anlatımları, bu tür davalarda büyük önem taşımaktadır.
18 Yaş Altı Çalışmalar Emekliliğe Sayılır mı?
Kararın en çok tartışılan yönü budur. Ancak burada iki farklı kavramın birbirinden ayrılması gerekir:
1. Prim Gün Sayısı
Eğer çalışma gerçek anlamda hizmet akdine dayanıyorsa ve kişi fiilen işçi gibi çalıştırılmışsa, 18 yaşından önceki çalışmaların prim günleri emeklilik hesabına dahil edilir.
Yani;
18 yaş altındaki çalışma otomatik olarak yok sayılmaz.
Mahkemenin hizmet tespiti yapması halinde bu günler toplam prim gününe eklenebilir.
Bu husus uygulamada son derece önemlidir. Çünkü birçok kişi, 18 yaş altındaki tüm çalışmaların emeklilik bakımından tamamen geçersiz olduğunu düşünmektedir. Oysa hukuki durum bu kadar basit değildir.
2. Sigortalılık Süresi Başlangıcı
Burada ise farklı bir hukuki sonuç ortaya çıkmaktadır.
506 sayılı Kanun’un 60/G maddesi uyarınca, 18 yaşından önce başlayan uzun vadeli sigortalılık çoğu durumda sigortalılık süresi başlangıcı olarak kabul edilmemektedir.
Örneğin;
- işe giriş tarihi 1987 olsa bile,
- sigortalılık süresi hesabında başlangıç,
- kişinin 18 yaşını doldurduğu tarih olarak değerlendirilebilmektedir.
Ancak bu durum, prim günlerinin silinmesi anlamına gelmez.
Uygulamada en çok karıştırılan husus da tam olarak budur.
Çıraklık Sigortası Tek Başına Emeklilik Başlangıcı Sayılır mı?
Uygulamada kamuoyunda en fazla tartışılan konulardan biri de budur.
Genel kural olarak yalnızca çıraklık sigortası kapsamında yapılan kısa vadeli sigorta bildirimleri, emeklilik açısından sigorta başlangıcı kabul edilmemektedir.
Çünkü çıraklık sisteminde esas itibarıyla;
- iş kazası,
- meslek hastalığı,
- sağlık sigortası
kapsamında bildirim yapılmakta, uzun vadeli sigorta kolları uygulanmamaktadır.
Ancak burada önemli bir istisna ortaya çıkmaktadır:
Eğer kişi görünürde çırak olsa bile gerçekte hizmet akdi kapsamında çalıştırılmışsa ve fiili çalışma gerçek işçilik niteliği taşıyorsa, uzun vadeli sigorta tartışması gündeme gelebilmektedir.
İşte Yargıtay kararının önemi tam da burada ortaya çıkmaktadır.
Bu Karar Her Çıraklık Dosyası İçin Otomatik Hak Doğurur mu?
Kararın önemli olmakla birlikte yanlış yorumlanmaması gerekir.
Bu karar, çıraklık kaydı bulunan herkesin otomatik olarak emeklilik hakkı kazanacağı anlamına gelmemektedir.
Her dosya kendi somut delilleri çerçevesinde değerlendirilecektir.
Özellikle;
- fiili üretim ilişkisi,
- çalışma düzeni,
- yapılan işin niteliği,
- eğitimin ağırlığı,
- hizmet akdinin varlığı
ayrıntılı biçimde araştırılacaktır.
Bu nedenle yalnızca “çıraklık kaydı” bulunması tek başına yeterli olmayacaktır. Gerçek işçilik ilişkisinin somut delillerle ispatlanması gerekecektir.
Kararın EYT Tartışmalarına Etkisi
Kararın önemli sonuçlarından biri de EYT ve çıraklık sigortası tartışmaları bakımından ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’de özellikle çıraklık sigortası mağduriyeti olarak adlandırılan konuda çok sayıda kişi;
- fiilen çalıştığını,
- üretime katıldığını,
- gerçek işçilik yaptığını,
ancak yalnızca “çırak” statüsünde gösterildiği için emeklilik hakkının geciktiğini ileri sürmektedir.
Yargıtay’ın bu karardaki yaklaşımı, bu tür uyuşmazlıklarda yalnızca resmi kayda değil, fiili çalışma ilişkisine bakılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Ancak burada önemli bir hususun altını çizmek gerekir:
Bu karar otomatik olarak herkese EYT hakkı sağlamamaktadır.
Öncelikle kişinin;
- gerçek işçi gibi çalıştığını,
- hizmet akdi bulunduğunu,
- üretime fiilen katıldığını
somut delillerle ispatlaması gerekmektedir.
Bununla birlikte kararın, benzer uyuşmazlıklarda önemli ölçüde dayanak olarak kullanılabilecek nitelikte olduğu açıktır.
İşverenler Açısından Olası Sonuçlar
Kararın işverenler bakımından da ciddi sonuçlar doğurma ihtimali bulunmaktadır.
Eğer bir kişi;
- görünürde çırak,
- kursiyer,
- öğrenci veya stajyer olarak gösterilmiş,
- ancak gerçekte normal işçi gibi çalıştırılmışsa,
ilerleyen yıllarda;
- hizmet tespit davaları,
- geçmiş prim borçları,
- gecikme zamları,
- idari para cezaları
gündeme gelebilecektir.
Bu nedenle işverenlerin çıraklık ilişkisini gerçekten eğitim amacıyla yürütmeleri ve fiili çalışma koşullarını hukuka uygun şekilde organize etmeleri büyük önem taşımaktadır.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, sosyal güvenlik hukukunda “şekli kayıt” ile “fiili çalışma” arasındaki farkı yeniden güçlü biçimde ortaya koymaktadır.
Kararın temel mesajı oldukça açıktır:
“Kağıt üzerindeki unvan değil, fiili çalışma ilişkisinin gerçek niteliği önemlidir.”
Dolayısıyla bir kişinin yalnızca “çırak” olarak kayıtlı olması tek başına yeterli değildir. Mahkemeler;
- kişinin gerçekte ne yaptığına,
- üretime ne ölçüde katıldığına,
- eğitimin mi yoksa işçiliğin mi ağır bastığına
somut deliller ışığında karar vermek zorundadır.
Bu kararın önümüzdeki dönemde;
- çıraklık sigortası uyuşmazlıklarında,
- hizmet tespiti davalarında,
- EYT kapsamındaki tartışmalarda,
- geçmiş sigortalılık ihtilaflarında
önemli ölçüde emsal niteliğinde kullanılacağı değerlendirilmektedir.
Özellikle fiilen üretim sürecine dahil edilmiş ve gerçekte işçi gibi çalıştırılmış kişilerin, yalnızca kağıt üzerindeki “çırak” sıfatı nedeniyle sosyal güvenlik haklarından mahrum bırakılmaması gerektiği yönündeki yaklaşım, kararın en dikkat çekici ve en önemli yönünü oluşturmaktadır.
Sosyal güvenlik hukukunda önemli olan, kişinin dosyada nasıl gösterildiği değil; gerçekte nasıl çalıştırıldığıdır. Yargıtay’ın bu kararı, yıllarca “çırak” adı altında fiilen üretimde çalıştırılan kişilerin durumunun artık çok daha dikkatli inceleneceğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Ömer Köklüce
Mali Müşavir/Sosyal Güvenlik Uzmanı
omerkokluce@gmail.com