
Finans dünyası yıllardır yapısal bir ezberi tekrarlıyor: “Büyük Dörtlü (Big Four) denetiminden geçmeyen şirketlere yabancı yatırımcı gelmez, dış piyasa kredi vermez.”
Pekâlâ, bu illüzyonun arkasındaki acı gerçekle ve yarattığı devasa ekonomik sömürüyle yüzleşmeye hazır mıyız?
Geçmişte Arthur Andersen’ın Enron skandalıyla organize bir hile ortağı olarak nasıl bir gecede yok olduğunu gördük. Bugün ise Türkiye’de fon yolsuzlukları, içeriden bilgi ticareti ve finansal manipülasyonlar havada uçuşurken, bu küresel devlerin yapısal olarak pazarı nasıl kilitlediğini ve yerli bağımsız denetim sektörünü nasıl felç ettiğini konuşmak zorundayız.
“İsim Satma” (Franchise) Soygunu ve Cari Açık Bugün Big Four olarak bilinen yapılar, aslında Türkiye’de tamamen yerli ortakların kurduğu şirketlerin ve Türk denetçilerin sırtında yükseliyor. Emeği veren, gece gündüz çalışan, raporu yazan bizim yerli uzmanlarımız, mali müşavirlerimiz. Ancak bu yerel şirketler, sırf raporun üzerine o küresel logoyu basabilmek için her yıl gelirlerinin önemli bir kısmını “Royalty / Network Fee” (Lisans ve Ağ Bedeli) adı altında yurt dışındaki merkezlerine transfer ediyor.
Her yıl ortalama 50 milyon dolar civarında bir milli servet, hiçbir operasyonel karşılığı olmadan, sadece bir “marka hakkı” için yurt dışına uçup gidiyor! Bu, net bir hizmet ithalatı soygunudur ve cari açığı büyütmekten başka bir işe yaramamaktadır.
Yasal Mevzuat Eliyle Yaratılan Haksız Rekabet 660 sayılı KHK ve mevcut Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) yapısı, uluslararası standartlara uyum sağlama kılıfı altında bu küresel tekeli yasal korumaya almıştır. Kamu ihalelerinde, büyük holdinglerin ve bankaların şartnamelerinde yer alan “Uluslararası 4 büyük denetim firmasından biri olma” şartı, tamamen yerli ve milli sermayeli denetim firmalarımızın önünü kesmektedir.
“Dış borçlanma ve kredi” sopasıyla bizi tehdit eden bu küresel tekel karşısında duruşumuz nettir: Kredi vermezlerse vermesinler! Yabancı finans çetelerinin şantajına boyun eğerek her yıl milyarlarca doların yapısal olarak dışarı kaçmasına göz yummak, bağımsız bir ülkenin kalkınma modelini dinamitlemektir. Bu baskıyla hiçbir ülke gelişemez, tam bağımsız olamaz.
Çözüm İçin Radikal Reform Şarttır:
Bu sömürü düzenine son vermek ve hem küresel şebekeyi hem de onların içerideki yerli işbirlikçisi olan fon soyguncularını tasfiye etmek için şu adımlar acilen atılmalıdır:
· 660 Sayılı KHK Ortadan Kaldırılmalıdır: Yerine siyasi ve küresel vesayetten uzak; üniversitelerin finans kürsüleri, TÜRMOB ve yerli meslek odalarının demokratik katılımıyla yönetilen Tam Bağımsız ve Milli bir KGK kurulmalıdır.
· Kamu Denetimi Millileştirilmelidir: Kamu bankaları (Ziraat, Vakıfbank, Halkbank) ve tüm Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) denetimi kanunla %100 yerli bağımsız denetim firmalarına devredilmelidir. Kamunun güvenmediği yerli firmaya, yabancı yatırımcının güvenmesini bekleyemeyiz!
· İkinci Denetim Zorunlu Olmalıdır: Büyük fonlar ve BIST şirketleri için %100 yerli firma olmak üzere iki denetçi zorunluluğu getirilmelidir. Böylece denetim kalitesi artar, fon yolsuzluklarının önüne geçilir ve yerli firmalara bilgi/gelir akışı sağlanır.
Denetimde Çapraz Kontrol: İlk denetçinin (örneğin uluslararası bir firmanın) gözden kaçırdığı, hileli veya hatalı bir işlem, ikinci kez yerli firma tarafından incelendiğinde “dört göz ilkesi” sayesinde yakalanır. Bu da raporun hata payını sıfıra yaklaştırır.
Milli Veri Güvenliği: Stratejik BIST şirketlerinin ve büyük fonların finansal verilerinin sadece küresel ağların sunucularında değil, tamamen yerli ve milli bir denetim firmasının kontrolünde de kalması, ekonomik bilgi güvenliği (ekonomik istihbarat) açısından kritik bir kalkan oluşturur.
· Yurt Dışına Lisans Transferi Sınırlandırılmalıdır: Ciro üzerinden yurt dışına gönderilen lisans bedellerine maksimum %1 sınırı getirilmeli veya bu transferler %50’ye varan ağır stopaj vergilerine tabi tutulmalıdır.
· İçerideki Vurguncular Yok Edilmelidir: Şirketlerin içini boşaltan, paravan şirketler ve off-shore hesaplarla servet kaçıran yerli baronlar ile bu yolsuzluklara göz yuman denetçiler (yerli veya yabancı fark etmeksizin) “Ekonomik Vatana İhanet” kapsamında ağır hapis cezalarıyla yargılanmalıdır.
Ekonomik tam bağımsızlık, gerektiğinde küresel finans çetelerine rest çekebilme cesaretidir. Kendi mali müşavirine, kendi denetçisine ve kendi parasına güvenmeyen bir sistemin küresel krizlerden başını kaldırması mümkün değildir.
Milli finansal egemenliğimizi ilan etmenin zamanı gelmiştir ve geçmektedir!
YMM/BD HASAN SANCAK



