Bakanlığın “Uygun Görüş” Şartının İptali Üzerine Hukuki Bir Değerlendirme
Ömer Köklüce Mali Müşavir – Sosyal Güvenlik Uzmanı
Giriş
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının idare karşısındaki konumu, Türk kamu hukukunun uzun yıllardır tartışılan alanlarından biridir. Özellikle son yıllarda kamu yönetiminin düzenleyici faaliyetlerinin genişlemesi, meslek kuruluşlarının karar alma süreçleri üzerindeki etkilerin artması ve dijital dönüşümün ortaya çıkardığı yeni ihtiyaçlar, mesleki özerklik kavramını yeniden gündeme taşımıştır.
23 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararı da tam bu noktada önem kazanmaktadır. İlk bakışta mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik sınavlarına ilişkin teknik bir düzenlemeyi konu alan karar, gerçekte kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının anayasal statüsüne, düzenleme yapma yetkisine ve idari vesayetin sınırlarına ilişkin önemli değerlendirmeler içermektedir.
Kararla birlikte 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 10. maddesinde yer alan ve Yeminli Mali Müşavirlik sınavlarına ilişkin yönetmeliklerin yürürlüğe girmesini Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşüne bağlayan hüküm Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Bu karar yalnızca bir usul hükmünün iptali olarak değerlendirilmemeli; meslek kuruluşlarının anayasal özerkliğine ilişkin önemli bir yargısal tespit olarak ele alınmalıdır.
Uyuşmazlığın Kaynağı
3568 sayılı Kanun’un 10. maddesinde Yeminli Mali Müşavirlik sınavlarına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği öngörülmekteydi.
Ancak aynı hükümde bu yönetmeliğin yürürlüğe girebilmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşünün alınması şart koşulmuştu.
Dolayısıyla TÜRMOB tarafından hazırlanan bir yönetmelik, Bakanlık tarafından uygun bulunmadığı sürece yürürlüğe giremiyor ve hukuki sonuç doğuramıyordu.
Ankara 16. İdare Mahkemesi önüne gelen uyuşmazlıkta söz konusu düzenlemenin Anayasa’nın 135. maddesinde güvence altına alınan mesleki özerklik ilkesiyle bağdaşmadığı değerlendirilmiş ve konu somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne taşınmıştır.
Anayasa’nın 135. Maddesi ve Meslek Kuruluşları
Kararın hukuki dayanağını anlayabilmek için öncelikle Anayasa’nın 135. maddesinin incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa, belirli meslek gruplarının kendi meslek örgütleri aracılığıyla örgütlenmesini ve mesleğin belirli ölçüde kendi kendini yönetmesini öngörmüştür.
Bu kapsamda;
- Barolar,
- Tabip odaları,
- Mimar ve mühendis odaları,
- Eczacı odaları,
- Diş hekimleri odaları,
- Serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavir odaları,
kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak kabul edilmektedir.
Bu kuruluşlar ne klasik anlamda devlet teşkilatının bir parçasıdır ne de sıradan özel hukuk tüzel kişileri olarak değerlendirilebilir.
Doktrinde genellikle “özerk kamu tüzel kişileri” olarak nitelendirilmelerinin nedeni de budur.
Anayasa’nın öngördüğü sistemde bu kuruluşların temel amacı; mesleğin gelişimini sağlamak, meslek disiplinini korumak, meslek ahlakını gözetmek ve meslek mensuplarının ortak ihtiyaçlarını karşılamaktır.
Bu görevlerin yerine getirilebilmesi ise belirli ölçüde kurumsal özerkliği zorunlu kılmaktadır.
İdari Vesayet ve Özerklik Dengesi
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının tamamen denetimsiz yapılar olduğu söylenemez.
Nitekim Anayasa’nın 135. maddesi, bu kuruluşların devletin idari ve mali denetimine tabi olabileceğini kabul etmektedir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, denetim ile yönetim arasındaki ayrımdır.
Türk idare hukukunda vesayet yetkisi;
- Hiyerarşi yetkisi değildir.
- Emir ve talimat verme yetkisi değildir.
- Kuruluşun yerine geçerek karar alma yetkisi değildir.
İdari vesayet, kanunun açıkça izin verdiği ölçüde ve kamu yararının gerektirdiği sınırlar içinde kullanılabilecek istisnai bir denetim mekanizmasıdır.
Aksi yaklaşım, Anayasa’nın meslek kuruluşlarına tanıdığı özerkliği anlamsız hâle getirecektir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de uzun yıllardır verdiği kararlarında kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının özerkliğinin yalnızca teorik değil, fiilen kullanılabilir bir yetki alanı oluşturması gerektiğini vurgulamaktadır.
23 Haziran 2026 tarihli kararın temelinde de bu yaklaşım bulunmaktadır.
Değerlendirme
Uyuşmazlığın özü, ilk bakışta bir sınav yönetmeliğinin yürürlüğe giriş usulüne ilişkin görünmektedir. Ancak mesele bundan çok daha geniş bir anayasal çerçeveye sahiptir.
Asıl tartışma, kanunla meslek kuruluşuna verilen bir düzenleme yetkisinin, başka bir idari makamın onayına bağlı hâle getirilip getirilemeyeceği noktasında düğümlenmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı da tam olarak bu soruya cevap aramaktadır.
Kararın belki de en dikkat çekici yönü, “uygun görüş” kavramının hukuki niteliğine ilişkin yaptığı değerlendirmedir.
(Devam edecek…)
Ömer Köklüce Mali Müşavir /Sosyal Güvenlik Uzmanı