1-YÜKSEK BORÇ BAKİYESİ VEREN “131. ORTAKLARDAN ALACAKLAR” HESABI

Şirket bilançolarında yüksek bakiye veren 131 Ortaklardan Alacaklar hesabı, vergi incelemelerinde en çok risk barındıran ve eleştiri konusu yapılan kalemlerin başında geliyor.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca; kurumların doğrudan veya dolaylı olarak bağlı olduğu, denetimi veya sermayesi altında bulundurduğu gerçek/tüzel kişiler “ilişkili kişi” kapsamındadır. Ortaklara verilen borçlar ve sağlanan finansman imkanları da yasa gereği transfer fiyatlandırması değerlendirmesine tabidir.

Bir işlemin transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı sayılabilmesi için 3 temel unsur aranır:

Kurum tarafından bir mal/hizmet alım-satımının (borç verme dâhil) gerçekleşmiş olması,

İşlemin ilişkili kişilerle yapılması,

İşlemde “emsallere uygunluk ilkesi”ne aykırı fiyat/bedel (faiz) belirlenmiş olması.

Ortaklardan olan alacaklara uygulanacak faizin mutlaka emsallere uygun olması gerekmektedir. Emsal faiz oranı, 1 Seri No’lu Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğ esaslarına göre belirlenmeli ve dönemsel olarak adat faizi hesaplanmalıdır. Aksi halde örtülü kazanç dağıtımı hükümleri uygulanır.

Şirket ile ortaklar arasındaki borç verme işlemleri KDV Kanunu’nun 1/1. maddesi kapsamında finansman hizmeti olarak değerlendirilir. Hesaplanan adat faiz tutarları üzerinden KDV hesaplanması ve borçlu ortağa KDV’li adat faiz faturası düzenlenmesi yasal bir zorunluluktur.

2-DÖVİZLİ HESAPLARDA KUR DEĞERLEMESİ ve VERGİSEL RİSKLER

213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK) uyarınca, yabancı para cinsinden varlık ve borçların değerleme günündeki kur esas alınarak değerlenmesi yasal bir zorunluluktur.

Normal hesap dönemini uygulayan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri için 31 Mart, 30 Haziran, 30 Eylül ve 31 Aralık günleri değerleme tarihleridir.

VUK Genel Tebliği uyarınca, Bakanlıkça aksine bir belirleme yapılmadığı sürece T.C. Merkez Bankası (TCMB) tarafından ilan edilen kurlar kullanılır:

Nakit yabancı paralar (kasa) için: Efektif alış kuru,

Poliçe, bono, senet ve dövizli hesaplar/alacaklar/borçlar için: Döviz alış kuru

Değerlemenin bir bütün olarak yapılması şarttır; kısmi değerleme yapılamaz. Sadece alacakların değerlenip borçların değerlenmemesi (veya tam tersi) yasalara aykırıdır.

Dövizli kasa ve banka mevcutları, dövizli alacak ve borçlar, dövize endeksli alacak ve borçlar ile dövizli krediler VUK Md. 280 uyarınca zorunlu değerlemeye tabidir.

Değerlemenin yapılmaması, eksik yapılması veya hatalı uygulanması halinde vergi incelemelerinde ciddi yaptırımlar uygulanır:

Hatalı/eksik değerleme sonucu vergi ziyaına (vergi kaybına) yol açılması durumunda, kayba uğratılan verginin yanında 1 kat oranında vergi ziyaı cezası kesilir. Ziyaa uğratılan vergi üzerinden ayrıca gecikme faizi talep edilir.

3-KASADAN GERÇEKLEŞEN 30.000 TL ÜZERİ TAHSİLAT VE ÖDEMELER

30 Kasım 2024 tarihli ve 32738 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 575 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği ile 459 Sıra No’lu Tebliğ’de değişiklik yapılmış ve finansal kurumlar aracılığıyla yapılması zorunlu olan tevsik sınırı 7.000 TL’den 30.000 TL’ye yükseltilmiştir.

Vergi mükelleflerinin 30.000 TL’yi aşan aşağıdaki tüm finansal hareketlerini banka, katılım bankaları veya PTT gibi aracı finansal kurumlar kanalıyla gerçekleştirmeleri ve bu kurumlarca düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunludur:

• Ticari Hasılat/Gider: Her türlü mal teslimi veya hizmet ifasına ilişkin tahsilat ve ödemeler,

• Ön Ödemeler: Avans, depozito, pay akçesi gibi suretlerle yapılan nakit hareketleri,

• Ortaklar ve Üçüncü Kişi Transferleri: İşletmelerin kendi ortaklarıyla veya diğer gerçek/tüzel kişilerle yaptığı (borç alma/verme dahil) her türlü tahsilat ve ödemeler.

Tevsik zorunluluğuna uymayan (30.000 TL üzeri nakit gerçekleşen) mükelleflere, VUK Mükerrer 355. madde uyarınca işleme konu tutarın %5’i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilir.

Henüz faturası kesilmemiş olsa dahi avans mahiyetindeki 30.000 TL üzeri nakit hareketleri tevsik zorunluluğuna tabidir.

Banka veya aracı kurum olmaksızın doğrudan kasadan nakit olarak tahsil edilen veya ödenen çek ve senetler için de %5 özel usulsüzlük cezasının uygulanacağı unutulmamalıdır.

4-AMORTİSMANA TABİ İKTİSADİ KIYMETLERİN SATIŞ KAZANÇLARI ve YENİLEME FONU UYGULAMASI

Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 328. maddesi uyarınca, işletmeye dahil amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satışından elde edilen kâr ve zarar kural olarak doğrudan dönemin kâr/zarar hesabına aktarılır.

Ancak, bilanço esasına göre defter tutan mükellefler için “Yenileme Fonu” mekanizması ile vergilendirmeyi erteleme imkânı sunulmaktadır.

Şartlar:

Satılan iktisadi kıymetin yenilenmesi veya benzer mahiyette yeni bir iktisadi kıymetin iktisabı; İşin niteliğine göre zorunlu olmalı veya İşletmeyi idare edenlerce bu konuda karar alınmış ve teşebbüse geçilmiş olmalıdır.

Şartlar sağlandığında satıştan doğan kâr, doğrudan gelir yazılmak yerine pasifte geçici bir hesapta (Özel Fonlar) tutulabilir.

Fon hesabında tutulan tutar, satışın yapıldığı tarihi takip eden 3. takvim yılının sonuna kadar bu hesapta muhafaza edilebilir.

Pasifte tutulan kâr, (finansal kiralama/leasing yoluyla edinilenler dahil) yeni alınan kıymet/kıymetlerin amortismanlarına mahsup edilir.

Mahsup tamamlandıktan sonra, henüz itfa edilmemiş (amortismanı bitmemiş) değer kalırsa bunlara amortisman ayrılmaya devam olunur.

Eğer pasifteki kâr tutarı, yeni alınan kıymetin ayrılabilecek toplam amortisman tutarından fazla ise, aradaki bu fazlalık satışın yapıldığı yılı takip eden 3. takvim yılının kâr/zarar hesabına eklenir.

Belirlenen süre (satışı takip eden 3. takvim yılının sonu) içinde yeni bir iktisadi kıymet alınmazsa, fon hesabında tutulan kâr, 3. takvim yılının kâr ve zarar hesabına eklenerek vergilendirilir.

İşletmeler taşıt veya amortismana tabi duran varlık satışlarından elde ettikleri kârı, yeni bir varlık alımı planlıyorlarsa VUK 328 kapsamında yenileme fonuna alarak 3 yıl boyunca vergi erteleme avantajından faydalanabilirler.

5-GRUP İÇİ HİZMET FATURALARINDA VERGI İNCELEMESİ RİSKİ

Grup içi şirketler veya holdingler tarafından düzenlenen yönetim, danışmanlık ve destek hizmet faturalarının kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması, vergi incelemelerinde en çok eleştiri konusu yapılan alanların başında gelmektedir.

Bir hizmetin “grup içi hizmet” kabul edilerek gider yazılabilmesi için şu üç kriterin aynı anda sağlanması şarttır:

1. Fiili Hizmet Sunumu: Hizmetin sadece kağıt üzerinde veya faturada kalmayıp fiilen sağlanmış olması,

2. Gerçek İhtiyaç: Hizmeti alan ilişkili şirketin bu hizmete ticari/ekonomik olarak ihtiyacının bulunması(sadece grup firması olması sebebiyle yapılan faturalandırmalar kabul edilmez),

3.Emsallere Uygunluk: Hizmet bedelinin, uygun bir dağıtım anahtarı kullanılarak emsallere uygunluk ilkesine göre belirlenmesi.

Faturada hizmet türünün ayrıntılı olarak belirtilmesi zorunludur. Tek faturada birden fazla hizmet yer alıyorsa, her bir hizmet bedeli ayrı ayrı gösterilmelidir.

Faturanın ödenmiş olması veya muhasebe kayıtlarında “Yönetim Gideri” olarak sınıflandırılması, hizmetin fiilen alındığını kanıtlamaya yetmez.

Holdingler tarafından sunulan Ar-Ge, finansman, pazarlama, sevk ve idare, hukuk, mali revizyon ve bilişim gibi hizmetlerin bağlı şirketlerce gider yazılabilmesi için yukarıdaki koşulların eksiksiz tevsik edilmesi gerekir.

Vergi incelemelerinde “örtülü kazanç dağıtımı” eleştirisiyle karşılaşmamak için hizmetin alındığına dair somut veri ve belgelerin dosyalanması şarttır.

Kabul Edilen İspat Edici Belgeler:

E-posta yazışmaları ve teknik destek kayıtları,

Toplantı tutanakları ve sunumlar,

Eğitim faaliyet dokümanları ve katılım listeleri,

Düzenlenen denetim, hukuki mütalaa veya analiz raporları,

Hizmet ihtiyacını ve dağıtım anahtarının mantığını gösteren grup içi sözleşmeler.

6-AÇILIŞTAN GELEN VE TERS BAKİYE VEREN HESAPLAR

Mali tabloların gerçek durumu yansıtması ve vergi incelemelerinde eleştiri konusu yapılmaması için açılıştan beri işlem görmeyen pasif cariler ile ters bakiye veren cari hesapların temizlenmesi kritik önem taşımaktadır.

Alıcılar hesabında İşlem görmeyen açık alacakların nedeni araştırılmalı; tahsil edildiği halde kayıtlara girmeyen bir tutar varsa muhasebe kayıtları derhal güncellenmelidir.

Tahsil kabiliyeti şüpheli hale gelen alacaklar için alacak tutarına göre icra takibi başlatılarak veya protesto/yazılı istem şartları sağlanarak VUK 323 kapsamında şüpheli alacak karşılığı ayrılmalıdır.

Tahsil imkânı tamamen ortadan kalkan alacaklar için mahkeme kararı veya kanaat verici vesika mevcutsa tutarlar VUK 322 uyarınca doğrudan gider yazılabilir.

Satıcılar hesabında ödemesi yapıldığı halde kapanmayan satıcı hesapları tespit edilmeli, gerekli ödeme veya kapatma kayıtları işlenmelidir.

Geçmiş dönemden sarkan ve şüphe arz eden tüm borç bakiyeleri için Cari Mutabakatı yapılmalıdır. Mutabakat sonucunda fiilen var olmayan ancak kayıtlarda görünen borçlar tespit edilirse, bu tutarlar gelir hesaplarına alınarak kapatılmalıdır.

Ters Bakiyelerin Düzeltilmesi:

120 hesabın alacak bakiyesi vermesi (alınan avanslar) veya 320 hesabın borç bakiyesi vermesi (verilen avanslar) durumunda, dönem sonlarında bu hesaplar bilançonun pasif/aktifindeki ilgili avans hesaplarına (340 / 159-259) aktarılmalıdır.

7-FİNANSMAN GİDER KISITLAMASINI ATLAYAN ŞİRKETLERE VERGİ INCELEMESİ RİSKİ

Kullandığı yabancı kaynak miktarı öz kaynaklarını aşan şirketlerde finansman gider kısıtlamasının hesaplanmaması veya eksik uygulanması, vergi incelemelerinde doğrudan cezalı tarhiyat ve gecikme faizi riskini beraberinde getirmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11/1-(i) maddesi ve 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı çerçevesinde, Kredi/finans kuruluşları hariç olmak üzere, bilançodaki Yabancı Kaynaklar > Öz Kaynaklar olan tüm mükellefler kısıtlama kapsamındadır.

Öz kaynak tutarını aşan yabancı kaynak kısmına isabet eden finansman giderlerinin (faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı vb.) %10’u Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (KKEG) olarak kurum kazancına eklenir.

3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca 01/01/2021 tarihinden itibaren başlayan tüm geçici ve yıllık vergilendirme dönemlerinde uygulanması zorunludur.

Hesaplama yapılırken tüm finansman giderleri doğrudan %10 KKEG matrahına dahil edilmez.

Sabit kıymetlerin aktifleştirilme sürecinde yatırımın maliyetine zorunlu veya tercihen eklenen finansman giderleri kısıtlamaya tabi değildir.

Aynı dönem içinde oluşan finansman gideri mahiyetindeki kur farkı giderleri, kur farkı gelirleri ile netleştirilerek sadece net kur farkı gideri kalması halinde kısıtlamaya dahil edilir.

Yabancı kaynak toplamı öz kaynak tutarını aşmıyorsa hiçbir finansman gider kısıtlaması yapılmaz.

Kapsama girmesine rağmen FGK çalışması yapmayan şirketler, eksik kurumlar vergisi ödemesi nedeniyle VUK Mükerrer 344 uyarınca vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi yaptırımı ile karşılaşabilirler.

8-DÖNEM İÇERİSİNDE YÜKSEK BAKİYE VEREN KASA HESABI

Kasa hesabının işletmenin ölçeği ve günlük nakit ihtiyacı ile uyumsuz şekilde yüksek bakiye vermesi, vergi incelemelerinde en sık ceza kesilen ve re’sen tarhiyat yapılan hususların başında gelmektedir.

Vergi inceleme elemanları, fiziken kasada bulunması hayatın olağan akışına aykırı olan bu paraların ortaklar tarafından çekildiği/kullanıldığı varsayımıyla hareket etmekte; Kurumlar Vergisi, KDV ve Transfer Fiyatlandırması yönünden eleştiri getirmektedir.

Örtülü Kazanç Dağıtımı (KVK Md. 13):

Kasadaki fazlalık, şirketin ortaklara bedelsiz finansman sağlaması (borç para vermesi) olarak değerlendirilir. Bu durum transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı sayılır.

Adat Faiz Faturası Düzenleme:

Ortaklara kullandırılan bu tutarlar için şirket tarafından adat faizi hesaplanması ve faiz tutarı üzerinden KDV’li fatura düzenlenmesi gerekir.

Katma Değer Vergisi Riski (KDVK Md. 1/1):

Hesaplanan adat faizi, finansman hizmeti karşılığı sayıldığından emsal faiz oranı üzerinden %20 KDV’ye tabidir.

Kasa bakiyeleri günlük ve aylık olarak fiili sayımlarla kontrol edilmeli, ticari icapların üzerindeki tutarlar kasada tutulmamalıdır.

Kasadan yapılan nakit çekimler ve ortaklara borç verme işlemleri 331 Ortaklara Borçlar / 131 Ortaklardan Alacaklar hesaplarına aktarılarak mevzuata uygun şekilde adatlandırılmalıdır.

9-ÖRTÜLÜ SERMAYEYE İSABET EDEN KUR FARKI

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca, kurumların ortaklarından veya ilişkili kişilerden doğrudan/dolaylı temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi başı öz sermayesinin 3 katını aşan kısmı örtülü sermaye sayılmaktadır.

Dönem başı öz sermayesi sıfır veya negatif olan şirketlerde ise ortaklardan yapılan borçlanmaların tamamı örtülü sermaye kabul edilmektedir.

Örtülü sermaye üzerinden hesaplanan veya ödenen faiz, kur farkı, vade farkı ve benzeri tüm giderlerin kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün değildir.

Borcun öz sermayenin 3 katını aşan kısmına isabet eden yabancı para cinsinden borçlanmalara ilişkin kur farkı giderleri, dönemsel olarak KKEG hesaplarına alınarak vergi matrahına eklenmelidir.

Oranlamada esas alınan öz sermaye, bir önceki dönemin kapanış/bu dönemin dönem başı bilançosundaki öz sermayedir. Yıl içindeki sermaye artışları bu sınırı değiştirmez.

Kurumlar vergisi yönünden örtülü sermaye sayılan tutarlar, hesap dönemi sonu itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayıldığından, borcu veren ve alan taraf nezdinde düzeltme süreçleri ve stopaj boyutları ayrıca değerlendirilmelidir.

10-TEVSİ ve MODERNİZASYON YATIRIMLARINDA İNDİRİMLİ KURUMLAR VERGİSİ

Yatırım Teşvik Belgesi kapsamındaki tevsi veya modernizasyon yatırımlarında indirimli kurumlar vergisi uygulanırken, yatırımdan elde edilen kazancın tespiti vergi incelemelerinde en çok detaylandırılan alanlardan biridir.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/A maddesi ve 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği hükümleri doğrultusunda, teşvikli kazancın tespiti, amortismana tabi iktisadi kıymet oranlama yöntemi ve müşterek gider dağıtımında dikkat edilmesi gerekenler;

1. Doğrudan Tespit

Yatırımdan elde edilen kazancın muhasebe kayıtlarında ayrı alt hesaplarda izlenerek doğrudan tespiti esastır. Teşvikli yatırımla üretilen ürünlerin net kazancı ayrı hesaplanabiliyorsa oranlama yapılmaz.

2. Oranlama Yöntemi

Kazancın ayrı hesaplarda izlenerek fiilen tespit edilemediği durumlarda, teşvikli kazanç, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin brüt tutarları oranlanarak bulunur.

Boş arazi ve arsalar amortismana tabi olmadığı için formüle dahil edilmez. Binalar, tesis makine cihazlar, taşıtlar, demirbaşlar ve gayrimaddi haklar (aktifleştirilen Ar-Ge harcamaları dahil) brüt (birikmiş amortisman düşülmemiş) tutarlarıyla toplama dahil edilir.

Müşterek Giderlerin Dağıtımı (760, 770, 780)

İşletmenin hem teşvikli hem de teşvik dışı faaliyetlerine hizmet eden Genel Yönetim Giderleri (770), Pazarlama Satış Dağıtım Giderleri (760) ve Finansman Giderleri (780) doğrudan tek bir faaliyete yüklenemez. Bu giderlerin dağıtımında; Teşvikli ve teşvik dışı satışların toplam satışlar içindeki payı gibi, makul, objektif ve tutarlı bir dağıtım anahtarı kullanılarak teşvikli matraha pay verilmelidir.

Teşvik belgesi kapandığında, yatırımdan elde edilen kazanca işletme döneminde doğrudan indirim uygulanır. Matrahtan öncelikle 5746 sayılı kanun kapsamındaki Ar-Ge ve tasarım indirimleri düşülür. Ar-Ge indirimi sonrası kalan net kurum kazancı üzerinden oranlama veya doğrudan tespit yapılarak indirimli kurumlar vergisi uygulanacak nihai matrah bulunur.

Mümkün olan tüm üretim ya da Arge firmalarında, teşvikli makineler için 600, 620, 710, 720 ve 730 hesaplarında alt kodlama yapılarak doğrudan tespite yaklaşılmalı, vergi incelemesi riskleri en aza indirilmelidir.

11 ENFLASYON DÜZELTMESİ SONRASI BİNEK ARAÇLARDA AMORTİSMAN AYRILMASI

555 sıra No’lu V.U.K. Genel Tebliği’nin 40. maddesi uyarınca; mükellefler 2023 ve 2024 yılı bilançolarını enflasyon düzeltmesine tabi tutmuş ve 31/12/2024 tarihli dönem sonu işlemlerinde binek otomobilin düzeltilmiş değeri üzerinden amortisman ayırmışlardır.

Enflasyon düzeltmesi sonucu aracın değeri artsa da, Gelir Vergisi Kanunu’na (GVK M. 40/1-5) göre, belirlenen amortismana esas bedel sınırını aşan kısma isabet eden amortisman tutarı KKEG olarak dikkate alınacaktır.

Enflasyon düzeltmesi sonrası bu sınırı aşan tutarlara tekabül eden amortisman KKEG olarak beyannameye yansıtılacaktır.

Dönem sonu işlemlerinde ve vergi matrahı hesaplamalarında KKEG ayırımlarına dikkat edilmesi gerekmektedir.

12 LEASİNG İLE BİNEK ARAÇ ALIMININ VERGİSEL BOYUTU

Finansal kiralama (leasing) yöntemiyle binek araç temin eden mükellefler için muhasebeleştirme ve vergi uygulamalarında dikkat edilmesi gereken temel hususlar şunlardır:

Leasing konusu araç, 260 Haklar hesabında aktifleştirilir. Binek araçlarda amortisman oranı %20’dir ve amortisman ayırma hakkı aracı kiralayan firmaya aittir. Leasing şirketi her ay anapara, faiz ve KDV tutarlarını ayrıca belirterek fatura düzenler.

İlk yıl aracın envantere alındığı hesap döneminin sonuna kadar oluşan faiz giderlerinin maliyete eklenmesi zorunludur.

Takip eden dönemlere ait faizlerin maliyete eklenmesi veya doğrudan gider yazılması, mükellefin seçimine bağlıdır.

Sonraki yıllara ait faizin gider yazılması tercih edilirse (VUK 311 Genel Tebliği uyarınca) Finansman Gider Kısıtlamasına tabi olur (%70 gider, %30 KKEG).

Dövizli veya dövize endeksli finansal kiralama sözleşmelerinde gerek dönem sonu kur değerlemelerinde, gerekse fiili ödeme tarihlerinde ortaya çıkan kur farklarında; VUK Genel Tebliğleri uyarınca ilk yıl iktisadi kıymetin maliyetine eklenmesi, takip eden yıllarda ise mükellefin tercihine göre doğrudan gider veya maliyet yazılması kuralı aynen geçerlidir.

KDV Kanunu’nun 30/b maddesi gereğince, faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması/işletilmesi olanlar hariç, binek araç alımına ilişkin KDV indirim konusu yapılamaz. Bu nedenle leasing faturalarında yer alan KDV, gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmalıdır.

13-YATIRIM MALİYETİ İLE İLİŞKİLENDİRİLECEK FAİZ GİDERLERİ

Şirketlerin kredi kullanarak iktisap ettiği iktisadi kıymetlere ilişkin kredi faizlerinin vergi mevzuatı karşısındaki durumu, 163 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği hükümleri doğrultusunda netleşmektedir.

1. Yatırım / Kuruluş Dönemi Faiz Giderleri

Yatırımların finansmanında kullanılan kredilere ait faizlerden kuruluş/yatırım dönemine ait olanların doğrudan gider yazılması mümkün değildir. Bu faizlerin, ilgili sabit kıymetin maliyetine eklenmesi zorunludur.

Maliyete eklenen bu finansman giderleri, aktife alınan iktisadi kıymetle birlikte amortisman yoluyla itfa edilir.

2. İşletme Dönemi Faiz Giderleri

İktisadi kıymetin aktife alınmasından/işletme dönemine geçilmesinden sonraki yıllara ait kredi faizlerinde ise şirketlerin seçimlik hakkı bulunmaktadır.

Şirketler işletme dönemine ait faizleri, doğrudan gider yazabilir ya da maliyete intikal ettirmek suretiyle amortismana tabi tutabilir. Şirketler bu iki yöntemden dilediğini seçmekte serbesttir.

Yatırım döneminde faizin maliyete eklenmesi yasal bir zorunluluk iken, işletme döneminde faizin maliyete eklenmesi ya da doğrudan gider kaydedilmesi mükellefin tercihine bırakılmıştır.

14- SÜREKLİ BRÜT SATIŞ ZARARI ve NEGATİF ÖZKAYNAK RİSKİ

Şirketlerin mali tablolarında Net Satış Gelirlerinin satılan hizmet/mal maliyetini karşılayamaması ve buna bağlı olarak özkaynakların negatife düşmesi, hem Türk Ticaret Kanunu hem de vergi mevzuatı açısından en üst seviye alarm durumudur.

Geçmiş yıl zararları ve cari dönem brüt satış zararı nedeniyle özkaynakların negatife gerilemesi, 6102 sayılı TTK’nın 376. maddesi uyarınca şirketin borca batık durumda olduğuna dair somut bir karinedir.

Yönetim kurulu, acilen TTK 376 bilançosu düzenlemek ve gerekiyorsa genel kurulu toplantıya çağırmakla yükümlüdür. Aksi halde yöneticilerin şahsi hukuki ve cezai sorumlulukları doğar.

Negatif özkaynak yapısı, bankalar, finans kuruluşları ve tedarikçiler nezdinde kredi limitlerinin dondurulmasına ve ticari itibarın zedelenmesine yol açar.

Sürekli brüt satış zararı beyan eden mükellefler, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın risk analiz sistemlerinde “Yüksek Riskli Mükellef” grubuna girmekte ve bu durum öncelikli vergi incelemesi sebebi sayılmaktadır.

Nakdi sermaye artışı yapılması ya da, bilanço pasifinde yer alan 331 Ortaklara Borçlar hesabının, YMM raporu ile tespit edilerek sermaye artırımında kullanılması özkaynak yapısını artıya geçirecektir.

Şirket ortakları tarafından bilanço zararlarını kapatmak amacıyla Sermaye Tamamlama Fonu konulması da alternatif olarak değerlendirilmelidir.

15 VERGİ HUKUKUNDA VAZGEÇİLEN ALACAKLAR ve TEVSİK ŞARTLARI

Vergi Usul Kanunu’nun 324. maddesi, borçlunun defterlerinde vazgeçilen alacakların nasıl muhasebeleştirileceğini ve vergilendirileceğini düzenlemektedir.

Konkordato veya sulh yoluyla alınmasından vazgeçilen alacaklar, borçlunun defterlerinde özel bir karşılık hesabına alınır. Bu tutar, vazgeçilen yılın sonundan başlayarak 3 yıl içinde zararla itfa edilmediği takdirde 3. yılın sonunda kâr hesabına nakledilerek vergilendirilir.

Sulh Yoluyla Vazgeçmede Kanaat Verici Vesikalar:

Konkordato süreci İcra ve İflas Kanunu’nda detaylıca düzenlenmişken; sulh yoluyla vazgeçme işlemi herhangi bir şekil şartına bağlanmamış olup, VUK’un 227. maddesi uyarınca kanaat verici bir belge ile tevsik edilmesi zorunludur.

– Borçlunun mal varlığı bırakmadan ölümü, gaiplik kararı veya mirasçıların mirası reddettiğine dair sulh hukuk mahkemesi kararı.

– Borçlu aleyhine alacaklı tarafından açılan davanın borçlu lehine sonuçlandığına dair mahkeme kararı.

– Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin düzenlenen resmi belgeler.

– Alacaktan vazgeçildiğini belgeleyen konkordato sözleşmesi.

– Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilmiş ve ilgili masa tarafından tasfiyeye tabi tutulmuş iflas kararına ilişkin belgeler.

– Gerek doğuşu gerekse vazgeçilmesi bakımlarından belli ve inandırıcı sebepleri olmak şartıyla yapılan anlaşmalar.

Vergi İdaresi uygulamasında; şirketlerin sadece Yönetim Kurulu Kararı alarak alacaktan vazgeçmesi tek başına kanaat verici bir vesika kabul edilmemektedir. Ortakların şirket alacaklarından vazgeçmelerine ilişkin kararların geçerli sayılabilmesi için:

1. Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin belge düzenlenmesi,

2. Yukarıda sayılan inandırıcı sebeplere ve tevsik edici belgelere dayanan karşılıklı bir anlaşmanın bulunması gerekmektedir.

16 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAK KARŞILIĞI AYRILMASI

Şirketlerin tahsil edemediği alacaklarını Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesi uyarınca gider (karşılık) olarak kayıtlara alabilmesi, vergi incelemelerinde en çok eleştirilen konuların başında gelmektedir.

Bir alacağın şüpheli sayılarak karşılık ayrılabilmesi için aşağıdaki şartların tamamının gerçekleşmesi zorunludur:

1. Alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesiyle ilgili olması, yani daha önce gelir/hasılat kaydedilmiş olması gerekir.

2. Karşılık ayırma imkanı sadece bilanço usulüne göre defter tutan Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi mükelleflerine tanınmıştır.

3. Alacağın dava veya icra safhasında bulunması (icra takibinin başlatılmış veya davanın açılmış olması), icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar için yapılan protestoya veya yazı ile en az bir defadan fazla istenilmesine rağmen ödenmemiş olması gerekir.

4. Alacağın teminatlı kısmı için karşılık ayrılamaz. Karşılık, sadece teminatsız kalan net tutara inhisar eder.

Danıştay ve Vergi İdaresi’nin yerleşik içtihatlarına göre; şüpheli alacak karşılığı, dava veya icra takibinin başlatıldığı vergilendirme döneminde ayrılmak zorundadır. İcra takibi geçmiş yıllarda başlatılmış ancak o yıl karşılık ayrılmamış bir alacak için, sonraki yıllarda dönemsellik ilkesi gereği karşılık ayrılarak gider yazılamaz.

Şüpheli hale gelen alacak 128 Şüpheli Ticari Alacaklar hesabına aktarılır ve 654 Şüpheli Ticari Alacak Karşılığı hesabı borçlandırılarak gider yazılır. Pasifte ise 129 hesap kullanılır.

Şüpheli alacağın sonradan nakden veya hesaben tahsil edilen kısmı, tahsil edildiği dönemin kazancına dahil edilerek 644 Konusu Kalmayan Karşılıklar hesabı üzerinden kâr-zarar tablosuna gelir olarak aktarılır.

17-KURUMLAR VERGİSİ BEYANNAMESİNDE BAĞIŞ ve YARDIM İNDİRİMİ HESAPLAMA

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesi kapsamında beyanname üzerinden indirim konusu yapılan bağış ve yardımlarda; matrah tespiti (üst sınır hesaplaması) ve muavin/fatura eşleşmesindeki kaydi uyuşmazlıklar, geçici vergi ve kurumlar vergisi incelemelerinde en sık tarhiyat konusu yapılan hususların başında gelmektedir.

KVK’nın 10/1-c maddesi uyarınca kamu idarelerine, kamu yararına çalışan derneklere veya Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yapılan bağış ve yardımların o yıla ait kurum kazancının %5’ine kadar olan kısmı beyannamede indirim konusu yapılabilmektedir.

%5’lik limitin hesabında matrah olarak (Ticari Bilanço Karı + KKEG) tutarının esas alınması veya direkt mali kar üzerinden hesaplama yapılması kanuna aykırıdır. Bu durum üst sınırı yükseltmekte ve haksız matrah indirimine yol açmaktadır.

Sınırlamaya Esas Kurum Kazancı={Ticari Bilanço Kârı} – ({İştirak Kazançları İstisnası} +{Geçmiş Yıl Zararları})

KVK’nın 10/1-f maddesi gereğince, Türkiye Kızılay Derneği ile Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış veya yardımların tamamı kurum kazancından indirilebilmektedir.

Bağış ve yardımların tamamının önce KKEG yapılması, ardından KVK 10. maddedeki şartlar ve limitler dahilinde beyanname üzerinde “Diğer İndirimler” kulakçığından indirilmesi ilkesine tam uyum sağlanmalıdır.

18-TİCARİ ARAÇLARDA MTV’NİN GİDER NİTELİĞİ ve HATALI KKEG UYGULAMASI

Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin kurumlar vergisi veya gelir vergisi matrahının tespitinde gider yazılıp yazılamayacağı konusu, taşıtın cinsi ve tescil edildiği tarifeye göre farklılık göstermektedir.

197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 14’üncü maddesi uyarınca gider kaydedilemeyen Taşıtlar:

(I) ve (I/A) Sayılı Tarifeler: Otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve motosikletler.

(IV) Sayılı Tarife: Uçak ve helikopterler (Ticari maksatla kullanılanlar hariç).

Esas faaliyeti taşıt kiralama veya sürücülü araç işletmeciliği olan mükelleflerin bu amaçla kullandıkları otomobillerin MTV’si gider yazılabilir.

Doğrudan Gider Kaydedilebilen Taşıtlar:

(II) Sayılı Tarife: Minibüs, Otobüs, Panelvan, Motorlu Karavan, Kamyonet, Kamyon, Çekici ve benzeri ticari araçlar.

Bu gruptaki araçlara ödenen MTV’ler, Kurumlar Vergisi Kanunu ve Gelir Vergisi Kanunu açısından ticari kazancın elde edilmesi ve idamesi için yapılan genel gider mahiyetinde olup doğrudan gider yazılabilir.

Muhasebe sisteminde 770 / 760 / 730 Motorlu Taşıtlar Vergisi Giderleri hesabı altında alt kodlama yapılarak; Otomobil MTV’leri ile Ticari Araç MTV’leri birbirinden net bir şekilde ayrılmalıdır.

19-SESLENDİRME (DUBLAJ) HİZMETLERİNDE GVK MD. 18 İSTİSNA YANILGISI ve STOPAJ FARKI

Şirketlerin vergi mükellefiyeti olmayan veya olan kişilerden temin ettiği seslendirme/dublaj hizmetlerini, Gelir Vergisi Kanunu’nun 18. maddesindeki “Müellif, Mütercim, Heykeltıraş, Hattat, Rassam, Bestekar, Bilgisayar Programcısı ve Mucitlerin Kazanç İstisnası” kapsamında değerlendirmesi, vergi incelemelerinde cezalı tarhiyata yol açan tipik bir nitelendirme hatasıdır.

GVK’nın 18’inci maddesinde yer alan telif kazançları istisnası, kanunda sınırlı sayıda sayılan eser grupları ve müellifler/sanatçılar için geçerlidir. Bir faaliyetin serbest meslek faaliyeti olması, onun doğrudan 18. madde istisnasından yararlanacağı anlamına gelmez.

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 01.03.2017 tarihli ve 38418978-120[65-16/15]-64755 sayılı özelgesine göre; seslendirme ve dublaj faaliyetleri GVK Md. 18’de sayılan eser/sanat türleri arasında yer almamaktadır.

Seslendirme icrası, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında icracı sanatçılık boyutu taşısa dahi, GVK 18 anlamında istisna kapsamında değerlendirilemez.

Vergi mükellefiyeti bulunmayan şahıslardan gider pusulası düzenlenerek alınan seslendirme hizmetlerinde tevkifat oranı GVK 94/2-b uyarınca belirlenmelidir. GVK 18. Madde kapsamına girmeyen “diğer serbest meslek işleri” dolayısıyla vergilendirilmeyen kişilere yapılan ödemeler üzerinden %20 oranında gelir vergisi stopajı hesaplanmalıdır.

Mükellefiyeti olmayan serbest meslek mensuplarından alınan seslendirme, sunuculuk, oyuncu koçluğu vb. hizmet alımlarında gider pusulası tevkifat oranının muhasebe sisteminde %20 olarak güncellenmesi sağlanmalıdır.

20 PERSONELE TAHSİS EDİLEN LOJMANLARDA AYNİ ÜCRET YANILGISI ve BORDROYA DAHİL ETMEME RİSKİ

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 30.12.2020 tarihli ve 978841 sayılı özelgesinde de net bir şekilde açıklandığı üzere, personele sağlanan bu tür imkânlar bir “ayni ücret” niteliğindedir.

Ücret; hizmet karşılığı verilen para, ayın (mal) ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir. Şirketin çalışanına sunduğu lojman veya üstlendiği konut kirası, çalışana sağlanan net bir menfaattir.

Vergi Usul Kanunu ve Gelir Vergisi Kanunu uyarınca, nakden yapılmayan (ayni) ödemeler ile sağlanan menfaatler net tutar kabul edilir. Dolayısıyla şirket tarafından mülk sahibine ödenen veya üstlenilen net kira tutarının, çalışanın gelir vergisi dilimi dikkate alınarak brütleştirilmesi zorunludur.

Brütleştirilen tutar, personelin ilgili aydaki bordrosuna ayni ücret olarak eklenir ve GVK 103/104 maddelerindeki artan oranlı tarifeye göre Gelir Vergisi stopajına tabi tutulur. Brüt tutar üzerinden damga vergisi de hesaplanır.

SGK mevzuatı uyarınca, personele sağlanan konut/lojman tahsisi biçimindeki ayni yardımlar SGK primine tabi tutulmaz (Ayni yardımlar prime esas kazanca dahil edilmez).


21- ÖDENMEDİĞİ HALDE GİDER OLARAK DİKKATE ALINAN KIDEM TAZMİNATI


Gelir Vergisi Kanunu’nun 40’ıncı maddesi 1. fıkrasının (3) numaralı bendi uyarınca, “İşle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye, ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar” kurumsal kazancın tespitinde gider olarak indirilebilmektedir.

İş Kanununa göre işçinin kıdem tazminatına hak kazanmış olması veya tazminatın tahakkuk ettirilmiş olması gider yazılması için yeterli değildir. İndirim konusu yapılabilmesi için hak edilen kıdem tazminatının işçiye fiilen ödenmiş olması şarttır.

Ödenmediği sürece kıdem tazminatları kurum kazancının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınamaz. Bu nitelikteki ödenmemiş kıdem tazminatlarının, ödendiği döneme kadar Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (KKEG) olarak dikkate alınması gerekmektedir.

22 KKEG OLARAK DİKKATE ALINAN GECİKME FAİZLERİ

Kurumlar Vergisi mükelleflerinin sıklıkla karıştırdığı hususlardan biri de ödenen gecikme faizlerinin Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (K.K.E.G.) niteliğidir.

Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) Md. 11/1-d uyarınca, kurum kazancından indirilemeyecek gecikme zam ve faizlerinin sınırı net olarak çizilmiştir.

Aşağıdaki ödemeler kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamaz:

– 6183 sayılı Kanun kapsamında ödenen gecikme zamları ve faizleri (Amme alacaklarına ilişkin)

– Vergi Usul Kanunu (VUK) hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri

– Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre hesaplanan kurumlar vergisi, her türlü para ve vergi cezaları

KVK Md. 11/1-d kapsamı dışındaki ticari veya özel hukuka tabi gecikme faizleri kurum kazancından gider olarak düşülebilir:

– Kredi kartı gecikme faizleri

– Elektrik, su, doğalgaz vb. abonelik gecikme faizleri

– Belediye emlak vergisi gecikme faizleri vb. özel giderler

Yalnızca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Vergi Usul Kanunu uyarınca ödenen gecikme faizleri K.K.E.G. kapsamındadır. Özel sözleşmelere ve aboneliklere dayanan gecikme faizleri ise ticari kazancın tespitinde gider yazılabilir.

Talha Hancı

Smmm